Yalçın Küçük

Yalçın Küçük


YENİ DÜNYA DÜZENİ

21 Ekim 2020 - 01:00

Tarih boyunca insanlığın gidişatını değiştiren mühim gelişmeler eksik olmamıştır.
Keşifler, göçler, istilâlar, savaşlar, ilahi dinlerin ortaya çıkışı, ideolojiler, devrimler, büyük doğal afetler ve salgınlar…
Yaklaşık altı ay öncesine kadar dünyanın gündemini şimdikinden bambaşka konular meşgul ediyordu.
Ancak şu an tüm dünyayı sarsmış olan öldürücü bir virüs salgını tek gündem haline gelmiş durumda.
Ne zaman, nerede ve nasıl bir yıkımla biteceği bilinemeyen salgın, öngörülemeyen manzaraları da gözler önüne seriyor.
Dünya üzerinde tarih boyu büyük salgınlar hiç eksik olmadı.
Her halde en meşhuru 14. Yüzyılda tüm Avrupa’yı kırıp geçiren veba salgını idi. On milyonlarca insanın ölümüne yol açan bu salgının Avrupa nüfusunun yaklaşık yarısını yok ettiği ifade ediliyor.
Bu sebeple, bu meşhur veba salgınına o zamandan beri “Kara Ölüm” adı takılmıştır.
Zaman zaman salgının biyolojik bir silah olarak kullanıldığı da olmuş. Mesela 13. Asırda Kırım’da Cenevizlilere ait Kefe kalesini kuşatan Altınordu Moğolları yüksek kale duvarlarını aşamayınca koleradan ölmüş bir kısım askerlerini mancınıklarla kalenin içine atmayı başarırlar.
Neticede kaledeki Ceneviz askerleri arasında yayılan salgın kalenin düşmesini sağlar. 18. yüzyılda ise Amerika kıtasını kolonileştirmeye çalışan İngilizler yoğun Kızılderili nüfusunu kırmak için sinsi bir planı devreye sokarlar.
Kıta çiçek hastalığına yabancıdır ve Kızılderililerin bu hastalığa karşı bağışıklığı yoktur.
İngilizler Avrupa’dan getirdikleri ve çiçek mikrobu bulaştırılmış çok sayıda battaniyeyi Kızılderililere dostluklarının (!) bir nişanesi olarak hediye ederler.
Netice sayısız Kızılderili çiçek mikrobuyla kırılıp gider.
Dünyanın çeşitli yerlerinde ve çeşitli zamanlarda görülen salgınlar genelde bölgesel veya kıtasal etkiye sahip olmuştu.
Ancak ilk kez tüm dünya geneline ve tüm kıtalara yayılan öldürücü bir virüsle insanlık ilk kez tanışıyor.
Bunun en mühim sebebi şüphesiz ki ulaşım imkânlarının tüm dünyayı birbirine entegre etmiş olmasıdır.
Bu sebeple insanlık genelindeki sonuçlarını kestirmek mümkün değildir.
Ancak gelişmeler doğrultusunda bir kısım tahminler yapılabilmektedir.
Virüsün bilinçli üretilmiş bir biyolojik silah olduğuna dair bir kısım teoriler olsa da, şimdilik bunu ispat eder veriler mevcut değil.
Üstelik biyolojik silah aynen nükleer silahta olduğu gibi aynı alanda karşı adımları getireceği için kullanılmaması, kullanılmasından daha etkilidir.
Çünkü virüs benim ülkem, senin ülken ayrımı yapmaz.
Aynı fizyolojik yapıya sahip tüm insanlığı etkisi altına alır.
Salgın etkileri bakımından ilginç hakikatleri de ortaya koymaktadır.
Öncelikle diğer salgınlarda olduğu gibi herkesi eşitlemiştir.
Açlık, savaş, insan hakları ihlâlleri, imkânsızlıklar gibi elemli hâller hep geri bırakılmış ülkelerin ve halkların kaderi iken, şimdi gelişmiş ülkeler salgının pençesine düşmüş durumda.
Bu ülkelerin sağlık sistemleri ümit vermediği gibi, hiç alışık olmadıkları korkunç bir yıkım ve bunalımın eşiğindeler.
Beceriksizlikleri ve alt yapı yetersizliği Avrupa’yı şimdiden çok sayıda trajedinin merkezi yaptı.
Kimseye torpil yapmayan, paranın gücüne inanmayan görünmez bir düşman, her an herkesin kapısında.
Sokakta evsiz yaşayandan sanat ve spor dünyasına, iş adamlarından bakanlara, başbakanlara varıncaya kadar herkes corona virüsle tanışıyor.
Hatta dünyayı yöneten İngiliz kraliyet ailesinin bir numaralı prensi bile (Charles) virüsten nasibini alıyor.
Görünen o ki, dünya çok büyük bir dönüşümün arifesinde. Kesinlikle salgın yeni bir dünyanın da başlangıcı olacak. Ama nasıl?

YORUMLAR

  • 0 Yorum