Tolga Ülkün

Tolga Ülkün


HİÇ ADINI SÖYLEMEK HOŞUMA GİDİYOR

14 Ocak 2021 - 05:30

      Yangın yeri her yer. Ve gökyüzü yine kara dumanlarla kaplı. Bir gün penceremi açtığımda artık hüzün kokan rüzgarlar girmesin içeriye. Odamın köşelerine saklanan huzursuz duygular artık terk etmelidir. Penceremden dışarıya bakıp denizden gelen hafif rüzgarla rahatlamalıyım. Sokaktan gelen topuklu ayakkabı seslerini birbirlerine günaydın diyen insanlar bölmelidir. Temiz hava girmeli içeriye saman kokulu kitabımın üzerinin tozlandığını fark ettiğimde. Odama gelen tık sesiyle yönelmeliyim mutfağa. Kupamı alıp kahvemi hazırladıktan sonra günün gelişmeleri için açtığım televizyonda mutluluk haberleriyle patlamalı afyonum. Kapıcı zile basmalı ve elinde bana ait gazetenin manşetinde ‘Türk Kadınları Yine Başardı’ olmalıydı. Manşetin ayrıntılarını okurken adım adım içeride açık olan televizyona yönlenmeliyim ve son dakika haberi olarak Doğudaki kız çocuklarının okula gitme oranının %90lara ulaştığını anlatmalılar.
            İlk haber bir kadının el emeğiyle yaptığı halı dokumaları tanıtan olmalıdır. Yörük kadınlarının başarılarını sıralamalı ikinci haberimiz. Yeni cihaz bulmalı maskeli sağlık çalışanımız. Ama hayal ettiğimiz gibi değil. Hayal ettiğimize yakın haberlere ulaşmamız imkansızlaştı. İzlediğimiz ve okuduğumuz haberlere sinirlenirken hızlıca televizyonu kapatıp kendimizi sokaklara atıyoruz. Hani o şiirlere konu olan dar sokaklı, çevresinde ki evlerin bacalarından duman tüten evlerin, önlerinde aşklar yaşanmıyor artık. Küçük kahvehaneden yürüyüşüne hayran olduğumuz sevgilerimizin dövüldüğünü, darp edildiğini izler olduk. Artık kadın erkek eşitliğini veya kadın mı bayan mı denmesi gerektiğini tartışmıyoruz. Tartışacak zaman kalmıyor. Çünkü gözlerimizin önüne perde çekilmiş sadece canice onların yok oluşlarını izliyoruz. Hani Attilla İLHAN gibi sevecektik. Kimi sevsek o olacaktı hayret. Sevgin hepsini nasıl değiştiriyor gözleri maviyken yaprak yeşili. Onun sesiyle konuşuyor herkes elbet mısraları yalan oldu. Yalan olmaması için ne çok uğraştık aslında. Çocukların uçurtmalarını uçurduğu mahallelerde el ele tutuşamadan yürümek isterdik. Dokunmaya kıyamadığımız sevgililerimiz olsun isterdik. Küs kalamadığımız veya da o mutlu olacak diye gitmesini seyretmeliydik.
            Tüm dünyada ve Türkiye’de koronavirüs ile birlikte olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Olağanüstü koşullara, olağanüstü önlemler alınıyor. Ancak herkesin bir önlem olarak evde kalması gereken bu süreçte, bu koşullar kadınlar için ayrı zorluklar ortaya çıkarıyor. Kadınlar en çok şiddet gördükleri evlerde kalmak zorunda. Kadınların 18’i evinde, 4’ü iş yerinde, 2’si arabada, 1’si arazide, 2’si sokak ortasında öldürülmüştür. 2 kadının nerede öldürüldüğü tespit edilememiştir. Bu yıl 300 kadın cinayeti işlenmiş, 171 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen 300 kadından 182’sinin neden öldürüldüğü tespit edilemedi, 22’si ekonomik, 96’sı da boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü. 182 kadının hangi bahaneyle öldürüldüğünün tespit edilememesi, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur. 2008'de 80, 2009'da 109, 2010'da 180, 2011'de 121, 2012'de 210, 2013'te 237, 2014'te 294, 2015'te 303, 2016'da 328, 2017'de 409, 2018'de 440, 2019'da 474 olmak üzere toplam 3.185 kadın öldürülmüştür.2019'da işlenen 474 kadın cinayetinden 115'i şüpheli olarak kayıtlara geçmiş ve suçluları bulunamamıştır.
            Sinir krizi geçirmek, zor durumda kalmak veya alkollü olmak bir cana kıymanın affı veya mazereti olamaz. Bunu mazeret olarak sunulmamalıdır. Bir film vardı belki izleyenleriniz vardır. Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku (İlhami ALGÖR tarafından yazılan kitaptan uyarlanmıştır.) Filmde kadınların ayıp/günah/yasak üçgeninde sıkıştırılmış vaziyette olduğunu ancak Müzeyyen’in bu durumu aştığını anlatıyor. Ve aşkı anlattığımız dar sokakta sokak lambalarının altında yürürken Müzeyyen aşk hikayelerinin hep aydı adamlar tarafından mı yazıldığını merak ediyor. Başlangıçları farklı olan ama sonları hep aynı biten aşk hikayeleri için serzenişte bulunuyor. En sonunda Müzeyyen seninle bir ilgisi yok. Bitti. Sadece bitti diyerek uzaklaşıyordu. Bizim hayat filmlerimizde keşke böyle bitse. Bitti lafını hazmedemeyerek kadınlarımızı öldürmesek. Ve sadece onların adlarını söylemek bile hoşumuza gitmeye yeterli olsa…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum