logo

Nefsinizin kulu olmayın!


Aynur GÜNEŞ
manvgat47@hotmail.com

Allahü teala, insanlara merhamet ederek, seve seve çalışabilmeleri, çalışmaktan usanmamaları için, insanlarda nefis denilen bir kuvvet daha yaratmıştır.

Bu kuvvet, şehvetlere kavuşmak ve gadab edilenlerle döğüşmek için insanı zorlar.

Fakat insanın nefsi, bu işinde sınır tanımaz.

Yaptığı işler, hep aşırı, zararlı olur.

Mesela hayvan susayınca, temiz suyu kolayca bulur, içer, doyunca, artık içmez. İnsanı nefsi zorlayarak doyduktan sonra da içirir.

Sığır aç olunca, çayırda otlar, doyunca, yatar, uyur.

İnsan aç olunca, çayırda otlayamaz.

Bulduğu otlar arasında seçim yapması, seçtiğini soyup, temizleyip, pişirmesi lazımdır.

Nefis, bu yorucu, usandırıcı işleri seve seve yaptırır.

Fakat nefis, hoşuna gideni, doyduktan sonra da yedirir.

Allahü tealanın merhameti sonsuz olduğundan, nefsin insanı felakete sürüklemesine mani olmak için, hem nefsin arzûlarına uymayı sınırlıyan, hem de nefsi temizleyen yani aşırı, taşkın olmaktan kurtaran emirler ve yasaklar göndermiştir.

Peygamberleri ile gönderdiği bu emir ve yasakların toplamına, İlahi dinler denir.

Bir insan, işlerini yaparken, İslam dinine uyarsa, nefsi kötülüklerden kurtulur.

Bu zaman şehveti ve gadabı faydalı olarak çalıştırır.

Nefis, şehveti ve gadabı aşırı çalıştırdığı için, buna uymak insana tatlı gelir, İslâmiyyete uymak ise, bu arzûları frenlediği, sınırlandırdığı için, insana acı, zor gelmektedir.

Bunun için insan, İslamiyyete uymak istemez, nefse uymak ister. Saadete kavuşmak istemez, felâkete sürüklenmek ister.

Allahü tealanın merhameti sonsuz olduğundan, insanlarda, saâdeti felaketten, doğruyu eğriden ve faydalıyı zarârlıdan ayırabilen bir kuvvet de yaratmıştır.

Bu kuvvet, akıldır. Akl-ı selim sâhibi olan kimse, nefsine uymaz, İslam dinine uyar.

Aklı dinlemeyen kimse ise, nefsine uyar.

İmam-ı Rabbânî hazretleri; “Allahü teala, dinleri, bozuk âdetleri, çirkin modaları kaldırmak ve nefsin benlik, izzet-i nefs çılgınlıklarını yatıştırmak için gönderdi” buyurmuştur.

Nefis, Allahü tealanın düşmanıdır.

Zevklerine kavuşmak için her kötülüğü yapmaktan çekinmez, insan haklarını, kanûnları çiğner.

Onun zevklerinin sonu yoktur.

Bunun içindir ki, bütün kanunlar, nefislerin taşkınlıklarını önlemek içindir. Nefsin taşkın zevkleri, insanı sefalete, hastalıklara, aile facialarına, felaketlere sürüklemektedir.

Hadis-i kudside; ‘Nefsini, düşmanın bil! Çünkü o, bana düşmandır’ buyuruldu.

Nefis, dünya zevklerine, lezzetlerine düşkündür.

Bunların iyi, kötü, faydalı, zararlı olduklarını düşünmez.

Arzuları, İslamiyyetin emirlerine uygun olmaz.

İslamiyyetin yasak ettiği şeyleri yapmak, nefsi kuvvetlendirir ve daha beterini yaptırmak ister.

Fena, zararlı şeyleri, iyi gösterip, kalbi aldatır.

Kalbe bunları yaptırarak, zevklerine kavuşmak için çalışır.

Kalbin nefse aldanarak, fena huylu olmaması için, kalbi kuvvetlendirmek ve nefsi zayıflatmak lazımdır.

Aklı kuvvetlendirmek, İslâm bilgilerini okuyup, öğrenmekle olduğu gibi, kalbin kuvvetlenmesi yani temizlenmesi de, İslamiyyete uymakla olur.

Netice olarak nefis, hiç iyilik yapmak istemez, hep kötülük yapmak ister. Kendisine ve başkalarına zararlı olan şeyleri sever.

İnsanın dünyada ve ahirette saadete kavuşması için, nefsine uymaması, onu zayıflatıp, zarar yapamayacak hale düşürmesi lazımdır.

Nefsi zayıflatacak biricik ilaç ise, İslamiyyete uymaktır.

Haramların hepsi, dünya malına, mevkisine, zevklerine düşkün olmak, nefsin gıdasıdır.

Onu besler, kuvvetlendirirler.

Nefis kuvvetlenince, bütün iyiliklerin, güzel ahlakın, fennin ve medeniyyetin kaynağı olan İslamiyyete saldırır.

Din ile, iman ile, Allahü tealanın emirleri ile alay eder.

Herkesin kendisi gibi taşkın, şaşkın olmasını, haksızlık, kötülük, zulüm yapmasını ister.

İnsanın en büyük düşmanı, kendi nefsidir ve nefislerini beslemiş, azdırmış olan gafil, cahil kimselerdir.

Kısacası nefsine uyan, Allahü tealanın değil, nefsinin kulu olur.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Mutlak Olan Allah’tır

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Zaman ve mekân kâinatın ilk yaratılışıyla başlar... Allah'ın kitap sahifelerini dürüp büker gibi kâinatı tekrar dürüp bükeceğiz buyurduğu güne kadar mahlûkat yaratılmaya devam eder. Her yaratılanın bir başlanğıcı ve sonu olabileceği gibi... Zamana ve mekâna Malik olan Allah’ın başlangıcı ve sonu düşünülemez, çünkü yaratan, yaratılanın zannından ötedir. Nasıl ki, elli vagonlu trenin vagonlarını Lokomotif çeker, Lokomotiften sonra ne çekiyor diyemeyeceğimiz gibi... Herşeyi ilmiyle kuşatan ve herşeyin Malik'i olan Allah'ında ba...
  • İHANET Mİ EDİYORLAR?

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Adına küskünler mi desek, ya da küsenler mi desek… Veya istedikleri verilmediğinde yol ayıran tayfa mı desek… Adına ne dersek diyelim farketmez, fark eden bu halkı, bu toplumu düşünmeyen kendi istek ve arzularının peşinde olmalırı olabilir mi? Artık bu kişilerin kuracakları parti şekil almaya başladı ve bu şekil eski bakanın evinde oluşum buldu. Buluyor bulmasına da!.. Aklıma uçuk sorular gelmiyor değil. Mesela…  Ali Babacan bir kaç bakanlık yapmış ve bundan dolayı statü kazanmış biri olarak, ne oluyorda Ak Parti'...
  • MEVLİDİ NEBİ TEMASI: “AİLE ”

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Peygamberimizin doğumunu anmak ve anlamak adına gelenekselleşen mevlit kandilimizi kutlar ve bütün ümmetin uyanışına vesile olmasını temenni ederim. Bir hafta boyunca Mevlidi Nebi haftasına tema olarak AİLE’yi seçen Diyanet İşleri Başkanlığına teşekkür ederim. Bu günlerde toplumumuzda, dağılan ailelerin çoğalmasından, cinsiyet probleminin ve cinsiyetsizliğin körüklenmesinden, çocukların eşya gibi haczedilerek karşı taraf gibi görülen eski eşlere silah olarak kullanılmasından, meşru evliliklerin küçük yaşta diye cezalandırılmasından, ai...
  • HAYAT BAZEN AĞIR GELİR

    09 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Bir koşturma bir telaş akıp gidiyor hayatımız. Doğanlarımız, ölenlerimiz, geride bıraktıklarımız, ideallerimiz, hedeflerimiz sürekli ama sürekli bir telaş ile akıp gidiyor zaman. Akıp giderken bize kazandırdıkları bizden alıp götürdükleri de olacak elbette olmuyor mu? Belki de yaşadıklarımızın ağırlığına göre fazlasıyla hatta haddinden fazlasıyla oluyor. Yorgunluğumuz hiç bitmiyor, nefes alalım, dinlenelim dediğimiz noktada kaygılarımız dürtüyor. Bırakamıyoruz. Nefes alıp dinlenmek isterken bile hayat kaygımız hızlı...