logo

İNSANOĞLU


Aynur GÜNEŞ
manvgat47@hotmail.com

Günümüz dünyasında eşyadan insan bedenine kadar her alanda mükemmelliğin kutsandığı ve dört bir yana ihtirastan heykellerin dikildiği anlara şahitlik ediyoruz.

Eşyada görülen bir çizik, hafif bir yıpranma veya  moda! tabiriyle eskitilen bir telofon,  tüketim kültürünün birer müridi haline gelen insanı ‘daha yenisi ve güzeli ile değiştirilmeliyim’ düşüncesiyle esir alabiliyor.

Zihinlere zerk edilen ‘sen herşeyin en güzeline ve en iyisine layıksın’ aldatmacası ise  kişinin nefsini üstün görerek, kendine  taparca bir hâle gelmesine neden olabiliyor.

Çoğu zaman modern insanı, hayatıma dahil olan herkes ve herşey en iyi olmalı fikriyle  daha fazlası için hep bir çaba içinde talepkâr buluyoruz .

Onda var olan bu hep en gözde ve seçilmiş olana  kendisinin lâyık olduğu hissi ise onu kendisi ve çevresiyle hatta yaradanı ile iletişimini bozacak seviyeye getirdiği anlara tanıklık ediyoruz.

Bu noktadaki muhteris kişi kendisini yücelterek, hayatta herkesten ve her ortamdan alacaklı bir tavır içine girerek, bencilliğin o nobran hallerini takınabiliyor.

İnsan çoğu zaman kendi acziyetini unutarak, şahitlik ettiği şeylerin sahipliğine soyunabiliyor.

Modern zamanların sloganı olan  ; “Sahip olduğun kadar varsın!” telkinleriyle  dünyevileşmeyi hayatının her alanına dahil edebiliyor.

En ufacık bir virüs karşısında tepetakla dönebilen ve kendi bedeninde hiçbir organına hükmü geçmeyen insan, dünyaya hükmetmeye kalkarak hadisatın akışına baş tutabiliyor.

Bazan da neden benim istediğim gibi olmadı sorgulaması ile kusur gördüğü ama arka planını göremediği şeyler için üzüntü duyabiliyor.

Burada insan ruhuna şırınga edilen anın tadını çıkar düşüncesi ile ahiretin devre dışı bırakılarak ölümün unutturulduğu bir hayat algısının payının çok fazla olduğunu görüyoruz.

Oysa biz biliyoruz ki, insan aziz olduğu kadar da aciz.Ve her canlı gibi bir gün misafir olduğu bu iki kapılı handan asıl yurduna göç edecektir.

Ama nedendir bilinmez ötedeki cenneti bu dünyada yaşama isteği hep capcanlı.

Ebedi alemden dem vuranlar da bile bu sabırsızlığı  görebiliyoruz.

Şairin ifadesi ile “Burası dünya, ne çok kıymetlendirdik oysa bir tarla idi ekip biçip gidecektik.”derken insanın asıl amacını unutarak, dünyanın albenisine aldanıp farklı hayaller peşinde  nefes tüketmeye başladığını anlıyoruz.

Ömürden giden herbir saniyenin hesabının verileceği bir alemin varlığına inananlar olarak, çoğu zaman ilâhi kamera hayatın içinden çıkartılabiliyor.

Sağ ve sol omuz sakinleri unutularak her an  peşinde olan eceli düşünmeden, dünyanın peşine düşülebiliyor.

İnsanın ihtiyacının değil, ihtirasının sınırsızlığı karşısında ademoğlu ne kadar da uzun emelli ve  çok sever oldu bu dünyayı  demeden geçemiyoruz.

Çoğu zaman, zamanın ruhuna uyma modası ile başlayan, dünya malına ve makamına talip olma ise kişiyi herşeyini gözden çıkarabildiği bir noktaya getirebiliyor.

Bizden olmayan bir yerlerden empoze edilen modernliğin çarkları arasında  hiçleşerek varolan insanı, ancak ölüm düşüncesinin varlığı dengeye getirebilir.

Efendimizin “Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsa, bir üçüncüsünü ister. Ademoğlunun gönlünü topraktan başka birşey doldurmaz.”buyurduğu  hadis-i şerifinde de gördüğümüz gibi insan tabiatındaki hırs ve tamahkârlığı ancak ölümün durdurabileceğini anlıyoruz.

Bu noktada ölümü  sadece sessizler diyarı olan kabristanlarda değil, aldığımız her nefesi verememe ihtimalinde de hatırımızda tutmalıyız.

Bir de biyolojik hijyen kadar kalbimizin,karnımızın ve kafamızın arınma ihtiyacı var.

Kanaat ve sabrın şifalı ellerine kendimizi teslim ederek ruhumuzda huzurun sökün etmesini sağlamak.

Nimeti sıradanlaştırmadan ona karşı içimizde hep diri duracak bir şükran duygusunun varlığı ile mümkün olacak ancak.

İnsan hakiki manada dünyanın cezbedici hallerinde güdülerine hayır diyebildiği ve iradesinin hakkınını vererek kendi otokontrolünü sağlayabildiği oranda insan kalıp özgürleşecektir.

Halden hale evrilen insanoğlu kendi emanetçiliğinin farkında olarak “sahip olmaya” değil, “olmaya” talip  bir tevekkül insanı olabildiğinde gerçek huzura erecektir.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ELEŞTİRİNİN DOZU

    13 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Nedir eleştirmek ya da eleştiri? Cana kasıt mı, suç mu, dövüşmek kavga etmek mi, tartışıp vurup kırmak, devirmek mi?  Biz eleştiriyi maalesef hep bu saydıklarım gibi algıladık, anladık ve eleştiriyi adeta katletmek için doğrultulmuş bir silah, yıkmak için kurulmuş bir demir gülle gibi bildik... Belki de öyle bilmeye mecbur olduk! Oysa eleştiri bir amacı güder; o amaç da insanın, kurumların, sistemlerin daha iyiye yönelmesi için, hata ve eksiklerinin giderilmesi için dil altından tavsiyelerde bulunmadır. Yani bu noktada ...
  • Allah rızası için

    13 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Büyükler ne güzel söylemişler, Allah bes, baki heves demişler. Allah var, gerisi boş. Allah bize yetişir, başka şeye ihtiyaç yok demektir. Dinimize uygun yaşamak, ona göre iş ve yuva kurmak ne büyük saadettir! İslamiyet’e uyulmazsa nefs devreye girer. Nefse göre yaşamak ise, dünyada da, ahirette de felakettir. Her an gadab-ı ilahi’ye sebep olur. İslamiyet dairesinin içinde hiçbir kötülük yoktur. Bu dairenin dışında hiçbir iyilik yoktur. İnsanların rahatlığı, huzuru, bu dairenin i...
  • Allah’tan korkan kişi

    12 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Saîd bin Müseyyib, Tâbiîn devrinde Medine’de yetişen yedi büyük âlimden biridir. Bunlara “fukahâ-i seb’a” denirdi. Bunlar Tâbiîn içinde, kendilerine en çok sual sorulan ve en çok fetvâ veren âlimlerdi. Saîd bin Müseyyib Hicrî 15 (m. 636) yılında Hazreti Ömer’in (radıyallahü anh) hilâfetinden iki sene sonra doğdu. Hazreti Osman’ın (radıyallahü anh) hilâfeti gençlik yıllarıydı. 91 (m. 710) yılında Medine’de vefât etti… Hadîs iliminde derin bir âlimdir. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden ikisi şöyle: “Allahü teâlâdan korkan kimse, kuvve...
  • KAYYUM MU TERÖR MÜ?

    12 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Son zamanlarda gündemde olan bir konu var ki bu ülkemiz adına çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum: kayyum konusu. İçişleri Bakanlığınca kayyum atandı. Yerine devleti temsilen valiler atandı ve görevlerine başladılar. Başkanların görevden uzaklaştırılma gerekçeleri açık ve seçikti: terörle bağlantılı olmak vs. Memleket kayyum olayından sonra yeniden cepheleştirildi. Ancak sanki particilik ya da başka konulardaki ayrışma kadar derin bir ayrışma yoktur bu sefer. Çünkü vatandaş terörle bağlantılı olduğu noktasında bir ge...