logo

İman gücü olmasaydı


Aynur GÜNEŞ
manvgat47@hotmail.com

Bütün dinler, ister hak olsun ister batıl olsun, geldiği günden beri birçok zorluklarla karşılaşarak yoluna yavaş yavaş devam etmiştir. İnsanlar dinlerini rahatça yaşayamazlardı. O dini, o inancı benimseyen bir kral veya sultan bulunmasaydı sıkıntıları devam ederdi…

İslâm dininde durum böyle olmadı. Bu en son ve mukaddes din, önemsiz bir göçebe kabilelerin konup göçtüğü çöl bir ülkede zuhûr etmişti.

Hiçbir kralın desteğine ihtiyaç hissetmeyen, hiçbir milletten yardım almayan İslâm dini, parlak zaferler elde etmiş, daha üzerinden elli sene geçmeden ona tabi olanlar fetih sancağını; bir taraftan Hindistan sınırına, diğer taraftan Atlantik Okyanusunun sınırına diktiler.

Şam’daki ilk halifeler, en süratli deve ile beş aydan kısa bir zamanda katedilemeyen imparatorluğa hükmediyorlardı. Hicretin birinci asrında halifeler, dünyanın en büyük hükümdarı idiler.

Her Peygamber, sözlerinin doğruluğuna delil olarak mucizeler gösterdi. Getirdiği dinin Kureyşlilerle beraber bütün dünyanın karşı çıkmasına rağmen bu kadar kısa zamanda, bu kadar çok büyümesi, yayılması Peygamberimizin aleyhisselâm en büyük mucizelerinden birisidir.

Yedi asır işgâllerle genişledikten sonra güçlenen Bizans İmparatorluğu, yarım asır önce kurulan Arap ülkesine teslim olmuştu.

İran imparatorluğu, bin seneye yakın Bizans’ın karşısında mukavemet gösterdi. Fakat Allah’ın kılıcının önünde on seneden az bir zaman sonra dize geldi.

Bu garip hadiseye ilmî açıdan bakıp hakiki sebeplerini araştıralım; çoğunlukla galibiyet, sayısı çok, elinde yetecek kadar silah ve teçhizatı mevcut, askerî disiplini tam, harp sanatını çok iyi bilen ordu ve devletler tarafından elde edilir.

Sayı üstünlüğü: İslâmın Hristiyan ve Mecusilerle yaptığı bütün savaşlarda, taraflar arasında korkunç sayı farkı vardı. Onların sayısı Müslümanlardan kat kat fazla idi. İşte Yermük… Bu savaş için gelen Bizans ordusunun sayısı iki yüz bin, Müslümanların sayısı ise yirmi dört bindi.

Kadisiye Savaşındaki sayı farkı aynı şekilde korkunçtu. Üstelik inanmayanların yaşadığı ülke Rabbimizin en verimli kıldığı, nüfusla dolup taşan, peteği sık sık bal veren, arka arkaya mahsul alınan yerlerdi.

Zavallı Araplara gelince, memleketlerinden çıkmışlardı, kendilerine yardım binbir güçlükle ancak ulaşabiliyordu.

Silah ve teçhizat: Müslümanlar bu yönden de çok zayıf idiler, silah sayıları çok azdı. Her şeyden önce ortada, devlet tarafından beslenen, plânlanan, teçhiz edilip gönderilen bir ordu yoktu. Savaşa katılanlar gönüllülerdi. Kendileri silahlanır, Allah yolunda cihad etmek, sevâp almak şevki ile cihada koşarlardı.

Bizans ve İranlılar kendileriyle savaşmaya gelen Müslümanları küçük görürlerdi. Onların elbiseleri, silah ve okları ile alay ederlerdi.

Ellerinde, çok sayıda asker, kâfi miktarda teçhizat bulunmayan, aşiretlere mensup bedeviler, nasıl olup da bu kadar kısa zamanda, kendilerinden kat kat üstün olan Bizans ve İran ordularını yendiler! Bunu anlamak zordur…

Kendi aralarında sık sık kabile savaşları olurdu. Çok kılıç kullanırlardı. Fakat bu tecrübelerini, dünyaya meydan okuyan süper güçleri mağlup etmeye yetmezdi.

Bu tecrübeleri kâfi gelseydi, daha yetmiş sene önce Kâbe-i Muazzamayı yıkmaya gelen Ebrehe’nin ordusuna karşı koyarlardı.

Mukaddes mabedin, onlar için maddî ve manevî değeri ölçülemezdi. Şeref ve itibarları yerle bir olurdu eğer yıkılabilseydi.

Kureyşliler, ilk önce Âdem aleyhisselâmın yaptığı sonra ikinci defa İbrahim aleyhisselâmın bina ettiği Beytullah’ı müdafaa edemeyince Yüce Rabbimiz Ebâbil kuşları ile hepsini helâk etti.

Bu güç, iman gücü idi. İslâm dinine tabi oldular. Onları hidâyete erdiren Rabbimizi sevdiler, Rabbimiz de onları sevdi ve onları muzaffer kıldı.

İman gücü olmasaydı, bu güç kendilerinde mevcut olsaydı Peygamberimizden önceki zamanlarda bu zaferleri elde edebilirlerdi.

Bırakın zafer elde etmeyi, rüyalarında bile o zamanlar görselerdi inanmazlardı. Olacak şey değildi…

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Mutlak Olan Allah’tır

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Zaman ve mekân kâinatın ilk yaratılışıyla başlar... Allah'ın kitap sahifelerini dürüp büker gibi kâinatı tekrar dürüp bükeceğiz buyurduğu güne kadar mahlûkat yaratılmaya devam eder. Her yaratılanın bir başlanğıcı ve sonu olabileceği gibi... Zamana ve mekâna Malik olan Allah’ın başlangıcı ve sonu düşünülemez, çünkü yaratan, yaratılanın zannından ötedir. Nasıl ki, elli vagonlu trenin vagonlarını Lokomotif çeker, Lokomotiften sonra ne çekiyor diyemeyeceğimiz gibi... Herşeyi ilmiyle kuşatan ve herşeyin Malik'i olan Allah'ında ba...
  • İHANET Mİ EDİYORLAR?

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Adına küskünler mi desek, ya da küsenler mi desek… Veya istedikleri verilmediğinde yol ayıran tayfa mı desek… Adına ne dersek diyelim farketmez, fark eden bu halkı, bu toplumu düşünmeyen kendi istek ve arzularının peşinde olmalırı olabilir mi? Artık bu kişilerin kuracakları parti şekil almaya başladı ve bu şekil eski bakanın evinde oluşum buldu. Buluyor bulmasına da!.. Aklıma uçuk sorular gelmiyor değil. Mesela…  Ali Babacan bir kaç bakanlık yapmış ve bundan dolayı statü kazanmış biri olarak, ne oluyorda Ak Parti'...
  • MEVLİDİ NEBİ TEMASI: “AİLE ”

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Peygamberimizin doğumunu anmak ve anlamak adına gelenekselleşen mevlit kandilimizi kutlar ve bütün ümmetin uyanışına vesile olmasını temenni ederim. Bir hafta boyunca Mevlidi Nebi haftasına tema olarak AİLE’yi seçen Diyanet İşleri Başkanlığına teşekkür ederim. Bu günlerde toplumumuzda, dağılan ailelerin çoğalmasından, cinsiyet probleminin ve cinsiyetsizliğin körüklenmesinden, çocukların eşya gibi haczedilerek karşı taraf gibi görülen eski eşlere silah olarak kullanılmasından, meşru evliliklerin küçük yaşta diye cezalandırılmasından, ai...
  • HAYAT BAZEN AĞIR GELİR

    09 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Bir koşturma bir telaş akıp gidiyor hayatımız. Doğanlarımız, ölenlerimiz, geride bıraktıklarımız, ideallerimiz, hedeflerimiz sürekli ama sürekli bir telaş ile akıp gidiyor zaman. Akıp giderken bize kazandırdıkları bizden alıp götürdükleri de olacak elbette olmuyor mu? Belki de yaşadıklarımızın ağırlığına göre fazlasıyla hatta haddinden fazlasıyla oluyor. Yorgunluğumuz hiç bitmiyor, nefes alalım, dinlenelim dediğimiz noktada kaygılarımız dürtüyor. Bırakamıyoruz. Nefes alıp dinlenmek isterken bile hayat kaygımız hızlı...