logo

HAYAT BAZEN AĞIR GELİR


Yalçın KÜÇÜK
yalcinkucuk7@gmail.com

Bir koşturma bir telaş akıp gidiyor hayatımız.

Doğanlarımız, ölenlerimiz, geride bıraktıklarımız, ideallerimiz, hedeflerimiz sürekli ama sürekli bir telaş ile akıp gidiyor zaman.

Akıp giderken bize kazandırdıkları bizden alıp götürdükleri de olacak elbette olmuyor mu?

Belki de yaşadıklarımızın ağırlığına göre fazlasıyla hatta haddinden fazlasıyla oluyor.

Yorgunluğumuz hiç bitmiyor, nefes alalım, dinlenelim dediğimiz noktada kaygılarımız dürtüyor.

Bırakamıyoruz.

Nefes alıp dinlenmek isterken bile hayat kaygımız hızlı nefes almamız gerektiğini, dinlenmek için zaman olmadığını hatırlatıyor.

Yaşamı ele alıyoruz; severek, nefret ederek, hırslanarak ama çoğu zaman yaşamak olgunu atlayarak yapıyoruz bunu.

Yorgunluğumuzu kendi halimizde geçiriyoruz.

Nefrete o kadar yer veriyoruz ki hayatımızda, sevmeyi erteliyoruz.

Kimimizde yaşamı tamamen bırakıyor.

Mücadeleyi, sevmeyi bırakıyor, konuşmuyor duvarlar arkasında sadece güneşin gölgesinden faydalanıyor.

Yaşam ne nefret edecek kadar uzun ne de sevmeyip, şikayet edip, hayıflanıp, avare gezecek kadar.

Hayatı zamanında yaşamalı insan, mücadelesini, kızgınlıklarını zamanında yapmalı ki ilerleyen zamanlarda gelecek olan ne varsa hazır oluversin.

Yaşam bazen, bazılarımız için fazla ağırdır hatta doğrusu şu sanırım, herkesin yaşamı, yaşadıkları kendine ağırdır.

Yükü kendine göredir.

Bizler sadece hikayelere seyirci olur, kıyaslamalar yapar ve aklı olmayan akıllar veririz.

Kimse bilmez kimin içinde ne fırtınalar kopar, kimse duymaz kimsenin sessiz çığlıklarını.

Yardım elleri bile uzanmaz kimisine.

Kapalıdır, aşılmaz duvarlar vardır.

Güneşi göstermek istesen de görmek istemeyene gösteremezsin.

Yorgunlukları vardır kimisinin, ya genç yaşında fazla yükü vardır ya da ilerlemiştir de yaşı bulamamıştır dermanını.

Kimse düşünmez hayatta diğer insanları nasıl etkiler nedir bu işin ince çözüm yolu.

Çözüm yolunu nefrette bulanlarımız vardır, her şeyden herkesten, yorulmadan nefret ederler.

Hayat nefret için çok ama çok kısadır halbuki.

Kabul etmeyi seven insan nefret etmez.

Olduğu gibidir, derenin akışını değiştirmek için uğraşır olmazsa şayet kabul eder ve belki de kabul etmekle başlar yaşamın ince çizgisi.

Bizler kabullenmek konusunda aciz insanlarız.

Kabul edemiyoruz, aklımız almıyor ve öyle ki sindiremediğimiz her şeyden fazlasıyla uzaklaşıyoruz.

Yaşamımızsa bu sindiremediğimiz ondan bile uzaklaşıyoruz.

Düşünün kabullenemediğimiz kendi yaşamımız fakat ondan bile uzaklaşıyoruz. Gidiyor bir şeyler, bizden gidiyor da o hırsla arkasından bile bakmıyoruz.

Hayatımız bu kadar yorgunluk için çok kısa.

Kaybedilmeden bilinmesi gereken değerlerimiz var.

Bu değer en başta biziz elbette. İnsan önce kendine değer verip, kendini sevmeli peşinden elbette yaşamın ona sunduklarını sevecektir.

Sevmek, güneşi sevmek kadar basittir belki de…

Kendimiz için bakış açılarımızı değiştirmeliyiz.

Gidenler iyi veya kötü hep bizden ise eğer dönüp bir kendimize bakmalıyız. Sevdirmeliyiz, yaşamı, hayatı.

Gücü kendimizde bulmalıyız.

Işığı göstermeli ve görmeliyiz.

Hayatın bize bir kez bahşedildiğini bilerek yaşamalıyız.

Her neredeysen, kiminleysen ve hangi noktadaysan bulunduğun noktayı sev, hayatın sana çizdiği ve senin de yön verdiğin rotayı sev.

Hiçbir şey için geç kalmamak için yap bunu, kendine geç kalmamak için yap…

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ELEŞTİRİNİN DOZU

    13 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Nedir eleştirmek ya da eleştiri? Cana kasıt mı, suç mu, dövüşmek kavga etmek mi, tartışıp vurup kırmak, devirmek mi?  Biz eleştiriyi maalesef hep bu saydıklarım gibi algıladık, anladık ve eleştiriyi adeta katletmek için doğrultulmuş bir silah, yıkmak için kurulmuş bir demir gülle gibi bildik... Belki de öyle bilmeye mecbur olduk! Oysa eleştiri bir amacı güder; o amaç da insanın, kurumların, sistemlerin daha iyiye yönelmesi için, hata ve eksiklerinin giderilmesi için dil altından tavsiyelerde bulunmadır. Yani bu noktada ...
  • Allah rızası için

    13 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Büyükler ne güzel söylemişler, Allah bes, baki heves demişler. Allah var, gerisi boş. Allah bize yetişir, başka şeye ihtiyaç yok demektir. Dinimize uygun yaşamak, ona göre iş ve yuva kurmak ne büyük saadettir! İslamiyet’e uyulmazsa nefs devreye girer. Nefse göre yaşamak ise, dünyada da, ahirette de felakettir. Her an gadab-ı ilahi’ye sebep olur. İslamiyet dairesinin içinde hiçbir kötülük yoktur. Bu dairenin dışında hiçbir iyilik yoktur. İnsanların rahatlığı, huzuru, bu dairenin i...
  • Allah’tan korkan kişi

    12 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Saîd bin Müseyyib, Tâbiîn devrinde Medine’de yetişen yedi büyük âlimden biridir. Bunlara “fukahâ-i seb’a” denirdi. Bunlar Tâbiîn içinde, kendilerine en çok sual sorulan ve en çok fetvâ veren âlimlerdi. Saîd bin Müseyyib Hicrî 15 (m. 636) yılında Hazreti Ömer’in (radıyallahü anh) hilâfetinden iki sene sonra doğdu. Hazreti Osman’ın (radıyallahü anh) hilâfeti gençlik yıllarıydı. 91 (m. 710) yılında Medine’de vefât etti… Hadîs iliminde derin bir âlimdir. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden ikisi şöyle: “Allahü teâlâdan korkan kimse, kuvve...
  • KAYYUM MU TERÖR MÜ?

    12 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Son zamanlarda gündemde olan bir konu var ki bu ülkemiz adına çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum: kayyum konusu. İçişleri Bakanlığınca kayyum atandı. Yerine devleti temsilen valiler atandı ve görevlerine başladılar. Başkanların görevden uzaklaştırılma gerekçeleri açık ve seçikti: terörle bağlantılı olmak vs. Memleket kayyum olayından sonra yeniden cepheleştirildi. Ancak sanki particilik ya da başka konulardaki ayrışma kadar derin bir ayrışma yoktur bu sefer. Çünkü vatandaş terörle bağlantılı olduğu noktasında bir ge...