logo

FESTİVAL Mİ VARDI?


Yalçın KÜÇÜK
yalcinkucuk7@gmail.com

Antalya 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali sessizce başlayıp sessizce sona erdi.

Bişeyler oldu ama neler oldu tam olarak anlamadık.

Şehirde bir festival coşkusu ne yazık ki yoktu.

Açılış töreni de kapanış töreni de tek kelime ile felaketti.

Altın Portakal’ın özüne hiç ama hiç yakışmadı.

Sanatçılar Altın Portakal Film Festivali’nin özüne döndüğünü söylerken ne söylemek istediler, neresi öze döndü inanın anlayamadım.

Öze dönüşten kasıt Türk sinemasına emek verenler ise eyvallah!..

Sanatçılar otelden AKM’ye, AKM’den otele gidip geldikleri için festival ile pek ilgileri olmadı sanırım.

Hani eskiden olduğu gibi bazı noktalarda sanatçılar ile halk buluşması olmadı mesela…

31 Mart yerel seçimlerin ardından göreve gelen Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve ekibi yaptıkları toplantılarda festival komitesine çok güvenmiş olacak ki herşeyi onlara bırakmışlar.

Onlar da sağ olsunlar ellerine yüzlerine bulaştırdı.

Aylar öncesinden duyuruların ve reklamların yapılması gerekirken sadece günler öncesinde başladı çalışmalar.

Festival komitesi başkanının kim olduğunu 20 Ağustos tarihinde öğrendik.

Jüri başkanının ve jüri üyelerinin kim olduğunu ise o tarihten festival kapanış yani ödül törenine kadar da bilmiyorduk.

Meğerse Zeki Demirkubuz imiş.

Jüri başkanının kim olduğunu bilmememiz bizim eksikliğimiz mi yoksa kamuoyuna bunu duyuracak olan basın mensupları ile bir araya gelmeyen festival komitesi midir?

Zira kendilerini görme fırsatına nail olamadık da!..

Hangi sanatçılar Antalya’ya geliyor geçmiş yıllarda açıklanırdı.

Antalya halkı da kimler gelecek bilirdi.

Havalimanına indiklerinde gerek basın mensuplarına haber geçilir gerekse ilgili sosyal medyalarda duyurulurdu.

Böylesine basit bir konu dahi hayata geçirilemedi.

Festivale kısa zaman kala yapılan duyurular ile birlikte en azından kortej güzel geçti.

Açılış ve kapanış törenleri için yer olarak Cam Piramit yerine kapalı spor salonu seçilmişti.

EXPO Antalya alanı festival için daha mantıklı bir adım olmaz mıydı?

Festival filimleri sinemalarda da gösterilmedi.

Selahattin Demirtaş olayı tam bir skandal zaten.

Açılış ve kapanış töreninde organizasyon firması da Büyükşehir Belediyesi gibi sınıfta kaldı.

Kırmızı halıda yürüyenler drone ile çekilip salon içerisine yansıtılmadığı için salondakiler kim geldi kim gitti haberi bile olmadı.

Sahneye çıkan sanatçılar dışında halkın gördüğü pek sanatçı yoktu. Hem festival halka açıldı hem de halkın görmesi engellendi.

Açılıştaki alkışlı protestolar ve alalacele çıkartılan piyanist olayını unutmadık.

Davetiye bile sorulmadan girilen, kimin nereye oturacağı belli olmayan bir açılış töreni vardı.

Hatta ve hatta sanatçıların ayakta kaldığı bir açılış töreni.

Kapanış töreni de yine yeteri kadar halka aktarılamadığı için tribünler boş kaldı.

Ama bu kez davetiye soruldu. Yine de kimin nereye oturacağı konusu muallaktaydı ve isteyen istediği yere oturdu diyebiliriz.

Kapanış töreninde sahneye çıkan sanatçılar için host ve hostesler atlanmıştı.

Çevirmen rezaleti ayrı bir konu zaten.

Yahu madem yarışma dallarının jüri başkan yada üyelerini yabancı yapıyorsunuz belli bu adam Türkçe konuşmayacak.

O kadar insanın aklına bir çevirmen gelmemiş mi?

Salonda bulunan bir vatandaşın çevirmenlik yaptığı ifade ediliyor. Bence çok da iyi çevirdi. Belediye bu kişiyi işe almalı.

Belli bir noktadan sonra tabi bu kişi de çevirmenliği bırakınca İngilizce konuşanlar çevirmen odasına baktı ama ses çıkmadı.

Arkadaki dev akranın canlı yayında önce bir bölümünün sonra tamamının siyaha düşmesine ne demeli.

Ne açılış töreninde ne de kapanış töreninde konuşmaların ardından yarışan filmlerin sahnede gösterilmemesine de denilmeli.

O kadar çok eksik vardı ki!..

Say say bitmiyor…

İnşallah bu seneki festival rezaletinden bir ders alınır ve önümüzdeki sene aynı hatalar yapılmaz.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Mutlak Olan Allah’tır

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Zaman ve mekân kâinatın ilk yaratılışıyla başlar... Allah'ın kitap sahifelerini dürüp büker gibi kâinatı tekrar dürüp bükeceğiz buyurduğu güne kadar mahlûkat yaratılmaya devam eder. Her yaratılanın bir başlanğıcı ve sonu olabileceği gibi... Zamana ve mekâna Malik olan Allah’ın başlangıcı ve sonu düşünülemez, çünkü yaratan, yaratılanın zannından ötedir. Nasıl ki, elli vagonlu trenin vagonlarını Lokomotif çeker, Lokomotiften sonra ne çekiyor diyemeyeceğimiz gibi... Herşeyi ilmiyle kuşatan ve herşeyin Malik'i olan Allah'ında ba...
  • İHANET Mİ EDİYORLAR?

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Adına küskünler mi desek, ya da küsenler mi desek… Veya istedikleri verilmediğinde yol ayıran tayfa mı desek… Adına ne dersek diyelim farketmez, fark eden bu halkı, bu toplumu düşünmeyen kendi istek ve arzularının peşinde olmalırı olabilir mi? Artık bu kişilerin kuracakları parti şekil almaya başladı ve bu şekil eski bakanın evinde oluşum buldu. Buluyor bulmasına da!.. Aklıma uçuk sorular gelmiyor değil. Mesela…  Ali Babacan bir kaç bakanlık yapmış ve bundan dolayı statü kazanmış biri olarak, ne oluyorda Ak Parti'...
  • MEVLİDİ NEBİ TEMASI: “AİLE ”

    11 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Peygamberimizin doğumunu anmak ve anlamak adına gelenekselleşen mevlit kandilimizi kutlar ve bütün ümmetin uyanışına vesile olmasını temenni ederim. Bir hafta boyunca Mevlidi Nebi haftasına tema olarak AİLE’yi seçen Diyanet İşleri Başkanlığına teşekkür ederim. Bu günlerde toplumumuzda, dağılan ailelerin çoğalmasından, cinsiyet probleminin ve cinsiyetsizliğin körüklenmesinden, çocukların eşya gibi haczedilerek karşı taraf gibi görülen eski eşlere silah olarak kullanılmasından, meşru evliliklerin küçük yaşta diye cezalandırılmasından, ai...
  • HAYAT BAZEN AĞIR GELİR

    09 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Bir koşturma bir telaş akıp gidiyor hayatımız. Doğanlarımız, ölenlerimiz, geride bıraktıklarımız, ideallerimiz, hedeflerimiz sürekli ama sürekli bir telaş ile akıp gidiyor zaman. Akıp giderken bize kazandırdıkları bizden alıp götürdükleri de olacak elbette olmuyor mu? Belki de yaşadıklarımızın ağırlığına göre fazlasıyla hatta haddinden fazlasıyla oluyor. Yorgunluğumuz hiç bitmiyor, nefes alalım, dinlenelim dediğimiz noktada kaygılarımız dürtüyor. Bırakamıyoruz. Nefes alıp dinlenmek isterken bile hayat kaygımız hızlı...