logo

DALKAVUK OLDUK ÇIKTIK!..


Yalçın KÜÇÜK
yalcinkucuk7@gmail.com

Yarınlardan endişe ediyor musunuz?

Hemen her birimiz sanırım yarın ne olacağını  bilmediğimiz için bir endişe içerisindeyiz.

Ama benim endişelerim farklı…

Benliğimize sirayet eden, çürümenin en derinlerimize ulaştığının farkına

vardığımız bu demlerde ne hazindir ki, artık hiçbir şey güven verip, mutluluk telkin etmiyor…

Geçen her dakika birbirimize yabancılaştığımız, sırtımızı her dönüşümüzde : “acaba mı” sorusunun beynimizi kemirdiği, kıyamet alameti bir devrin ortasındayız!..

Ne güvenle yaslanacağımız sağlam dağlar, ne güven timsali, sözü senet sayan adamlar kaldı etrafımızda….

Adeta  bir başımıza kalmışız Robinson misali…

Dalkavuk fikirlerin omuz omuza  yol aldığı, bir yaman çelişkinin med­cezirlerinde boğulmaktayız!

Nicedir insanlığımızla kavgadayız sanki ; çok yüzlüyüz, riyakarız, egoistiz,

yalancıyız, işgüzarız, sabırsız, merhametsiz, vicdansızız…

Ve en acısı dalkavuğuz!

Kanaatim odur ki; Ademoğlu hiç bir devirde böylesine ‘İnsanlık

Tahtı’ndan düşmemişti!

Hiçbir vakit böylesine dünyaya tapıp, kişiliğini üç kuruş menfaat uğruna pazara çıkarmadı…

Ve bu denli profesyonel dalkavuk olmamıştı!

Evvel zamanda krallara moral motivasyon sağlamak için ücret mukabili gerçekleşen “Dalkavukluk” bile kanaatimce bu denli ayağa düşmedi.

Gözünü budaktan esirgemeyen erdemli, dürüst, karakteri oturmuş insanların sayısının her an  tükeniyor oluşunu, yok oluşunu, çıkışını hayatlarımızdan endişe, hayret ve ibretle gözlemliyor ve kahroluyoruz son tahlilde…

Tükenip yok oluyorlar, zira böyle kimseler bu kavanoz dipli dünyada  itibar görmez, sevilmez ve hiçbir mevkiye de getirilmezler bilirsiniz.

Ve yine malumunuzdur ki; makam ve mevki sahibi olmak; ne kadar yağlayıp cilaladığın ile doğru orantılıdır.

Çok yüzlülük, dalkavukluk, oldukça eski bir meslektir aslında.

Hatta bu türden insanlar için sayısızca fıkra da girmiştir kültürümüze.

Fakat ne olursa olsun, hiçbir vakit bu kadar sayısı artmamıştır bu meslek erbabının.

Üstelik şimdilerde teknolojinin rüzgarını da arkalarına alıp, kitle iletişim araçları da devreye girince dalkavukluk yarışlarında bir dalgalanma dahi olmuştur diyebiliriz.

Devrin birinde “Bir filozof ve dalkavuğu bir arada sohbet ediyorlarmış. Ancak bu sohbette filozof ne dese dalkavuk onu tasdik ediyormuş. Sonunda filozof dalkavuğa haykırmış: “Yahu adam, bir kez olsun bir söylediğime itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayayım!”

Osmanlı padişahlarından birisi bir gün önüne konan patlıcan yemeğini sevmez ve: ” Yahu şu patlıcan ne gereksiz, ne sıhhatsiz bir yemektir, öyle değil mi Dalkavuk? “ der. Dalkavuk: “Evet Haşmetlim, bu öyle gereksiz ve zararlı bir sebzedir ki ülke de derhal yasaklanmalıdır” diye karşılık verir. Aradan zaman geçer bir başka mecliste Padişahın önüne bir patlıcan yemeği daha konulur. Fakat bu kez yemek son derece lezzetlidir, Padişah  yemeğe doyamaz dalkavuğa dönüp: “Dalkavuk, bu patlıcan ne lezzetli ve faideli bir sebzedir, öyle değil mi? diye sorar…

Dalkavuk: “Evet haşmetlim, bu sebzeyi bütün ülkeye yayacaksın, hem faydalı, hem sağlıklıdır” Bu cevap üzerine Padişah dayanamaz: “Yahu adam, daha geçen gün bu patlıcanı yerden yere vuruyor zehir zemberek şeyler söylüyordun” diye azarlar. Bunun üzerine Dalkavuk : “Haşmetlim, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil!” cevabını yapıştırıverir tüm arsız ve yüzsüzlüğü ile…

Sözün özü dalkavukluk da zor zanaat aslında, hiç kolay değil.

En azından bizler için imkansız…

Doğan her günün binlerce sıkıntı ve dert olduğunu hepimiz tecrübe ettik binlerce kez öyle değil mi?

Tekrarını yapan aynı günün, yorgunluğunu bilir ve tanırız hepimiz lakin bugün başka yarın daha başka konuşanların varlığını her dem yeni baştan tecrübe eder olduk.

Her gün sırtımızı verdiğimiz bir dağ daha çöküyor arkamızdan ve yanı başımızdan.

Ve yüreklerimiz acıyor bin bir yerinden!

Yüzümüz gülmüyor artık farkında mısınız?

Mutsuzluk ve umutsuzluk tavan yapmış, hayatlarımızı boğmakta zifiri karanlıklara.

Başımızdaki bin türlü dert ve sıkıntı yetmezmiş gibi bir de güvenilecek adam kıtlığı baş gösterdi.

Elde ettiklerini kaybetme korkusuyla kişiliğinden taviz verenlerin utancı ve zamanla kendilerinin bile hatırlamadığı kendileri…

Kaybeden kim?

Aslında kendini kaybedip farkında olmayan insanlar!

Çok yüzlülük, dalkavukluk enfasyonu yaşıyoruz.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • KÖYE GÖÇ…

    07 Aralık 2019 Köşe Yazıları

    Sürekli kentsel dönüşümden bahsedip duruyoruz. Bu da lazım, ancak son gelişmeler aslında kırsalın daha önemli olduğunu gösterdi. Domates biber, patlıcan meselesi… Buğdaydan, samana ithalattan sonra artık kesin anlaşılmış olmalı. Köylerdeki benim köyüm de dahil; tarlaları işleyecek genç kalmadığı gibi olanlarında tarlaları işleyecek bilgisi ve hevesi kalmadı. Malum sebeplerden… Gübre, ilaç vs. pahalılığını kastediyorum.  O zaman bir yerlerde yanlış yapıldığını fark edip olayın üstüne yeniden gitmek lazım… ...
  • Dinimizce Faiz Neden Yasaktır?

    07 Aralık 2019 Köşe Yazıları

    Yüce Mevla, bize armağan ettiği bu dünyanın üzerinde ve derinliklerinde herkese yetecek kadar nimetler ihsan etmiştir. Her insanın, rızıkla donatılmış bu nimet sofrasından nasibini almaya ve aramaya hakkı vardır. Bu nimeti arayan ve kovalayan herkes Allah’ın takdir ettiği oranda rızkına nail olur ki bu rızkı Allah-u Teala her canlıya vermeyi üstüne almıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın”(Hud, 11/6.) buyurulmaktadır. İslam dininde, aslı ve tabii kazanç yolu emektir, al...
  • İNSAN KALABİLMEK DİLEĞİYLE…

    06 Aralık 2019 Köşe Yazıları

    Hayatınızın bereketi vatan ve millet aşkıyla şerefli  bir yolda gitmekten geçer. Hangi mesleği icra ederseniz edin, şerefli değilseniz şerefsizce yaşam sürmenin lekesi bir ömür alın yazınız olup karşınıza çıkacaktır.  Fikrinizin bereketi faziletli bir insan olarak hayatınızı devam ettirmekten geçer. Doğuştan iyi huylu olmak ve bu doğruluktan çıkmadan hayatınızı erdemli insanların arasında yer etmek için ömrümüzü devam ettirmek belki de bu yaşantımızdan sonra duruşumuzu belirleyecek bir hal olacaktır.  Kalbinizin bereketi...
  • Cehennem Ateşi

    06 Aralık 2019 Köşe Yazıları

    İmam-ı Şarani hazretleri buyurdu ki: “İslam büyükleri, Allahü teâlâdan çok korkarlardı. Nasıl korkmasınlar ki, Peygamber efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde buyurmuşlar ki: “Ey Resulullahın halası Safiyye, ey Muhammed’in kızı Fâtıma; kendinizi Cehennem ateşinden kurtarmaya bakın! Zira ben, sizin için Allah’tan bir şey temin edemem.” Diğer bir hadîslerinde de şöyle buyurmuştur: “İyilik ölmez, günah unutulmaz, Deyyan olan Allah yok olmaz. O halde nasıl istersen öyle ol. Çünkü ne yaparsan onun karşılığını göreceksin.” Ebû Muhammed Mervezî ...