BU GÜNÜ İNSANCA NASIL YAŞARIZ -6

BU GÜNÜ İNSANCA NASIL YAŞARIZ -6

13 Ocak 2020 - 01:00

Toplumumuzun içinde bulunduğu, bazılarına göre kadınları korumak adına mutlak gereklilik olarak değerlendirilen Uluslararası sözleşmeler ve o sözleşmelerin yılmaz savunucusu, aynı zamanda o sözleşmelere rahmet okutacak ölçüde çıkartılan yasalarla gelinen nokta ortadadır. Ben tekrar tekrar hatırlatmak istemediğim için yazmayacağım. Bu hafta konu edinmek istediğim mevzu, daha öncelerde de yazmış olduğum, fakat bu hususta duyarlı olduklarını iddia edenlerin bile gündemine düşmeyen toplumumuzun içindeki bu sinsi felaketten nasıl kurtulacağımızın kısa bir tekrarı olacaktır.

Boşanmalar arttı, süresiz ve haksız nafaka da ailelerin yıkılmasına hatta yeniden aile kurulmasına en büyük engel diyoruz. Çocuklarını haciz yöntemiyle görme çabasına giren anne ve babaların varlığı, bu işin başka bir işkence olduğunu ortaya koymaktadır. Arttık 30 yaşın altında evlilikler nerdeyse tek tük oluyor ki buda Türkiye’yi ileri yaş ortalamasına mahkûm ettiği herkes tarafından bilinmektedir. Aile içi şiddet olduğundan fazla gösterilmek suretiyle toplumun bir kısmının (erkeklerin) asla güvenilmez olduğunu beynimize kazımayı başardılar. Aile içi problemlerde uzlaşıyı ortadan kaldırmak suretiyle eşleri birbirine düşman haline getirdiler. Bir telefonla altı aya varan evden uzaklaştırmalar verilebildiğini, hatta bu sebepten dolayı çaresizlikten ölümlerin olduğunu, bu kanunların ve uygulanışının artık cinnet geçirten uygulamalar halini aldığını ve daha yüzlercesini sıralayabileceğimiz olumsuzluklardan bahsedip duruyoruz.

Çözümü, bu sıkıntılara sebep olan sözleşmeleri imzalayıp ve toplumun bu hale gelmesine sebep kanunları yasalaştıranlardan bekleyecek kadarda aptalız. Bir bayan ve üç beşte erkek haricinde yel değirmenine saldıranların olmadığı açıkken bir karşılığının olmayacağı da ortadadır. Bakanı ve etraftaki danışmanları suçlayarak sorunun çözülmediğini de hala anlayamadık. Peki, ne yapmalıyız.

Bir hatırlatma; başörtüsü yasağında ve imam hatiplerin kapanma aşamasına gelindiğinde bu toplum ne yapmıştı hatırlayanınız var mı? Başörtüsü direk erkeklerin problemi olmamasına rağmen kızlarımızın yanında direnen erkek öğrencilerin ve toplumun genelinin varlığını unuttuk galiba. Başörtüsüne ve imam hatiplere uzanan eller kırılsın sloganıyla 1997 yılından sonra camilerde başlatılan, haftada bir günlükte olsa acizliğimizi ve kanun koyucularımızı ALLAH(cc)’a şikâyet dualarımızı ne çabuk unuttuk.

Toplumumuzun içinde bulunduğu yapay problemlerden kurtulmanın bana göre yöntemi, en başta aileye sahip çıkması gereken kesimin kadınlar olduğu gerçeğidir. Yuvayı dişi kuş yapar sözünün aslını yuvayı dişi kuş yıkar şeklinde değiştirmek isteyen anlayışa kadınlarımız dur demelidir. Çünkü suçlanan erkekler o kadınların oğlu, eşi, babası gibi birinci dereceden yakınlarıdır. Zulmün her türlüsüne hayır ama yapay ve şişirilmiş zulmün hepsine hayır demeyi de bilmeliyiz.

Kadınlarımızla, çocuklarımızla haftada bir gün sabah namazlarında buluşarak aileyi yıkma çabasında olanları ve kendi acziyetimizi ALLAH(cc)’a şikâyet ederek çare ararsak, geçmişteki gibi başörtüsüne ve imam hatiplere bulunan çare gibi bu derdimize de çare bulabiliriz. Aileyi yıkan uygulamalardan kurtuluncaya kadar öncelikle kadınlarımızın çare arayışları ve camilerde duaya katılımları bu günü insanca yaşayabilmemizin temel sırrıdır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum