logo

29 EKİM VE GAZETECİLİK


Yalçın KÜÇÜK
yalcinkucuk7@gmail.com

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bir dönüm noktası olması münasebeti ile önemli bir yeri bulunmakta.

Cumhuriyet nasıl ilan edildi bilmeyen yok herhalde…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ilan edileceğini ilk kez bir Avusturya gazetesine verdiği röportajda açıkladığını kaç kişi biliyor?

Şimdi o günlere dönelim ve bir yemek esnasında sohbette gerçekleşen büyük gazetecilik öyküsüne bir göz atalım.

Mazhar Müfit, bu sözlerin söylendiği gün olan 22 Eylül 1923’ü anılarında şöyle anlatıyor:

“Bir gün Anadolu lokantasında yemek yiyordum. Orada Neue Freie Presse adlı Avusturya gazetesinin Ankara’ya gelen muhabiri de yemek yiyordu. Bu zatla bir gün evvel mecliste riyaset odasında tanışmıştım. Yanıma geldi, aramızda şöyle bir muhavere geçti:

― Haberiniz olsa gerek, sizi tebrik ederim.

― Nedir acaba?

― Mustafa Kemal Paşa beni meclisin riyaset odasında kabul etti ve dedi ki: ‘Aleni olarak ilk defa size söylüyorum, cumhuriyeti ilan edeceğiz.’ ‘Ne zaman?’ dedim. Başını salladı ve ‘Çok yakında’ dedi.”

Bugünlerde örneğine pek rastlamadığımız haber atlatma o günlerde de kendisini gösteriyordu.

Neue Freie Presse bu röportajı Almanca olarak 2 Ekim 1923’te yayımladı ama Mustafa Kemal’in muhabirle konuşması dışarıya sızdığından Türk basını hiç beklemeden haberi daha önce verdi.

Tarih sayfalarına şöyle bir göz attığımızda Atatürk’ün Cumhuriyet söyleminin gazetelere nasıl yansıdığını da görebiliyoruz.

Örneğin; ‘Tevhid-i Efkâr, röportaja 24 Eylül 1923 tarihindeki manşetinde değinmiştir. ‘Şekli hükûmetimiz cumhuriyet mi olacak?’ başlığıyla başlayan haberin alt başlığı ‘Mustafa Kemal Paşa Türkiya’da garb cumhuriyetlerine tamamen müşabih bir cumhuriyet teessüs edeceğini ve payitahtın Ankara’da kalacağını söylüyor’ diye devam etmektedir. Haberin devamında ise röportajdan bilgiler yer almaktadır.

Cumhuriyet’in resmen ilanına bir ay kala yayımlanan bu haberler basın başta olmak üzere ülke çapında şiddetli tartışmaları beraberinde getirdi.

Bir grup Türkiye’nin fiilen zaten cumhuriyet rejimiyle yönetildiğini ve ilanın bu durumu resmileştirmekten ibaret olacağını belirtirken, eleştirenlerden “Cumhuriyet bahsi de nereden çıktı” gibi başlıklara sahip köşe yazıları geldi.

Anayasa değişiklikleri gibi yeni sisteme dair birçok konu basını uzun süre meşgul etti.

İngiltere’de yaşayan, sözde Hint Müslümanları liderlerinden Ağa Han ve Emir Ali’nin 24 Kasım’da Başbakan İsmet Paşa’ya gönderdiği ve hilafetin güçlendirilmesini isteyen mektubun, başbakanın eline geçmeden, 5 Aralık’ta Tanin ve İkdam, 6 Aralık’ta Tevhid-i Efkâr gazetelerinde yayımlanması tüm dikkatleri İstanbul basını üzerinde topladı.

Mektup ile ilgili haber ve köşe yazıları birilerini rahatsız edince ‘ülkenin iç işlerini karıştırmak için yapılmış bir hareket olarak görüldü’

Aynı düşünce ne yazık ki günümüze kadar süregelmektedir. Yani, aleyhte yazıyan yazılar nedeniyle halen gazeteciler afaroz edilebilmektedir.

Meclis’in 8 Aralık tarihli toplantısında İsmet Paşa mektupların yayımlanmasının suç mahiyeti taşıdığını savundu, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun birinci maddesine göre gazetecilerin yargılanmasını istedi ve İstanbul’da bir İstiklal Mahkemesi kurulması teklifini Meclis’e sundu.

Avukatlar savunmalarında mektupların yayımlanmasının Hıyanet-i Vataniye Kanunu kapsamına giremeyeceğini ileri sürerek, Matbuat Kanunu’nun da uygulanamayacağını dile getirdi.

İstanbul İstiklal Mahkemesi kararını 2 Ocak 1924’te açıkladı…

Mektubun 1 Kasım 1922 tarihli saltanatın kaldırılması ile ilgili karara saldırdığı, Halife’ye siyasi nüfuz verilmesinin savunularak milletin hukuk egemenliği aleyhine kışkırtıcılık unsurları içerdiğini ve avukatların mektubun suç olmadığı şeklindeki savunmalarının kabul edilmediğini açıkladı.

Kararda, tutuklu gazete sahip ve yöneticilerinin mektubun içeriği konusunda fazla bilgi sahibi olmadıkları, mektubu yayımlarken kasıtlı, yıkıcı ve vatana ihanet amacıyla hareket etmeyip haberi ‘atlamamak’ düşüncesiyle davrandıklarını, ancak bu davranışlarının Emir Ali ve Ağa Han’ın emellerine alet olduğu kanaatine varıldığı belirtildi.

Kasıt unsurunun olmaması sebebiyle yargılanan gazetecileri suçsuz bularak beraatlerine karar verdi.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Günahtan daha şer

    22 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Avvam bin Huşeb buyurdu ki: “Günahı takip eden dört şey vardır ki, işlenilen günahtan daha şerlidir: 1-Kulun nefsindeki günah arzularını söküp atmadığı halde dil ile istiğfar etmesi, 2- Cezasının Allah tarafından hemen verilmemiş olmasına aldanması, 3 – Günahında ısrar etmesi, 4 – Günahını müteakip bir tâat işlediği zaman, bu tâat sebebiyle günahı bağışlanmamış olduğu halde, ‘Günahtan sonra bir tâatta bulundum, o halde günahım bağışlanmıştır’ diye sevinmesi.” Abdullah bin Abbas buyuruyor ki: “Allah’a itâat eden bir kimse, n...
  • PARAGÖZ DÜNYA

    22 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Ben ülkemin zaman çizelgesini ikiye ayırıyorum. 1980’den önce ve 1980’den sonra. 1980’den sonra birçok şey kalmadı. Artık cesur, dürüst ya da yardımsever değiliz. Varsa da ben rastlamıyorum, o kadar az o eski insanların sayısı. Artık her şey parayla ölçülüyor.  “Misafire” yer yok bu paragöz dünyalarımızda. Kimse hiçbir şeyini kimseyle paylaşmıyor. Sobanın başında toplanıp dedelerin, nenelerin hikayelerini dinleyen, kestane yemek için sabırsızlanan, çayın fokurtusunu, mandalina ve portakal kabuklarının ko...
  • Üstüne Söz Söylenmez (2)

    21 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    Baktığımız zaman bugünkü medeni dünya bile çok şeyi İslam’a borçludur. İslam’ın o dönemde ezilen kadınlara verdiği değer ve hakkı; onları değersiz gören bir anlayışa karşı mirasta hak tanıyan, bütün insanların Allah katında eşit olduğunu savunan bir anlayışı hâkim kılıyor. Kendisiyle konuşmak için gelen birinin titrediğini görünce: ‘Ne korkuyorsun!Ben de senin gibi kurutulmuş deve eti yiyen dul bir kadının çocuğuyum’ anlayışıyla hareket eden bir Nebi. İşte bu gibi değerler nedeniyle rahmet devleti kısa zamanda İslam medeniyetine dönüşmüştü...
  • BUNUN ADI İHANETTİR

    21 Kasım 2019 Köşe Yazıları

    İçimizdeki hainlerin yaptıkları ahlaksızlıkları görünce dışarıdakilere söyleyecek sözümüz kalmıyor. Ve ne yazık ki zehirlenmiş bir sosyoloji bu ahlaksızlıklara itibar etmek suretiyle yalancılığı, ahlaksızlığı ve ihaneti muhalefet diye yutturmaya çalışıyor. Ülkemizin istikbali ve istiklali için yapılması zorunlu olan ve güneyimizde bir terör devleti kurulmasını önleyerek büyük kazanımlar elde edilen Fırat Kalkanı, Zeytindalı ve Barış Pınarı harekatlarında da (azeteci, siyasetçi, akademisyen ve emekli asker kılıklarına bürünmüş içimizd...