logo

reklam
26 Nisan 2013

İNSAN VE İMAN (Şeytan’ın Lanetlenip Kovuluşu)


Şeytan’ın Lanetlenip Kovuluşu

Bu isyanı karşısında Yüce Allah da: “Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin hakkın olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin” (Araf, 13). Bu küstahça karşı gelmeye karşılık olarak Allah O’na: ‘Sadece bir mahlûk ve Allah’ın bir kulu olduğun halde, kendini beğenen, büyüklük taslayan tavrınla, zillet içinde olmayı bizzat kendin istedin. Bunun, senin asaletini ve şerefini alçaltacağını düşünerek seni yaratanın emrine küstahça karşı geldin. Yücelik ve mükemmelliğin hakkında, sanki bunlar sana aitmiş gibi gurur, kibir ve kendini beğenmişlik tasladın. Bu durum, seni aşağılayacak, sefil ve düşmüş bir hale sokacak ve bu alçaklığın sorumlusu da bizzat sen olacaksın.

 Bir başka ayette de: Allah dedi ki: “Öyleyse oradan (cennetten) çık, kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan (insanlardan) kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım. Artık sen kovulmuş bulunuyorsun. Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap günü) gününe kadar benim lanetim senin üzerinedir.”

 Böylece şeytan lanetlenmiş oldu. “Allah O’nu lanetlemiştir. O da şöyle dedi: “Andolsun, senin kullarından miktarları tespit edilmiş bir grubu kendime uşak edineceğim.” (Nisa, 118). Yani, ‘onların zamanlarından, işlerinden çabalarından, kuvvetlerinden, yeteneklerinden, servetlerinden ve çocuklarından bir kısmını kendim için ayıracağım. Onları hile ile aldatacağım ve bunların büyük bir kısmını benim yolumda harcamalarını sağlayacağım. “Onları ne olursa olsun şaşırtıp saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim.” (Nisa, 119). Bu ayette de Arapların şirk kokan batıl bir geleneği söz konusu ediliyor. Araplar dişi bir deve çok yavru doğurduğunda onun kulaklarını yararak tanrılarına adarlar ve onu çalıştırmayı haram sayarlardı. İşte Şeytan insanları kandırarak, bu şekilde onların küfre sapmalarına teşebbüs edeceğini belirtmiştir. Şeytan’ın ‘Allah’ın yarattığını değiştirme’ emrini vereceğim demesi ise, Allah’ın yarattığı şeylerin doğru ve yerinde kullanışları değil, şeytani değişikliklerdir. Yani eşyanın, insan fıtratına ters ve tabii fonksiyonlarının dışında değiştirmelerini isteyecektir. Yani tabiatın düzeninden bir kaçış olarak benimsenen eşcinsellik, doğum kontrolü, ruhbanlık, kadınların erkek, erkeklerin kadına benzeme eğilimleri göstermeye teşvik edecektir. Böylece insanları, kâinatın yaratıcısı olan Allah’ın kanunlarını beğenmeme ve akıllarınca yaratılanları ıslah ederek küfre sapmalarını sağlamaya çalışacaktır.

Hâlbuki “Şeytan onlara vaat ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa Şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey vaat etmez. (Nisa, 120). Yani, Şeytan’ın telkini tamamen boş vaatlere ve aldatmaya dayanır. Şeytan bireyleri ve toplumu aldatmak için ve kurbanlarını temin etmek üzere, kendi yanlış yolunu süsleyip insanlara pembe bir tablo (manzara) çizer. Bazılarını başarı ve zevk vaatleriyle, kimisini güç ve zenginlik, bazılarını kendisinin Hakk’a ulaşmada tek yol olduğunu söyleyerek, bazılarını Allah ve ahretin olmadığını söyleyerek ve bazılarını da ahiretteki hesabını vereceğinden emin olmasını telkin ederek, bazı şefaatçilerin ona şefaat edeceği garantisini dayatma yolunu seçerek onları saptırmaya çalışır. Kimin en zayıf tarafı neyse o alanda kandırarak aldatmaya çalışır. 

 Şeytan lanetlenip kovulduktan sonra Yüce Allah’tan bir istekte daha bulundu ve dedi ki: “ Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı.  Dedi ki: ‘O halde, süre tanınanlardansın, sen gözlenip ertelenenlerdensin. (Araf, 14-15). Dedi ki: ‘Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka kışkırtıp azdıracağım. Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onları (insanları) saptırmak için mutlaka senin dosdoğru yolunda pusu kurup oturacağım. Sonra muhakkak onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Çoğunu şükredici bulmayacaksın. Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç.’ Allah: ‘İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim. Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım” dedi. (Araf, 16-18).

 Burada Şeytan, Allah’a meydan okumaktadır: ‘Bari bana insnların tekrar dirilecekleri mahşer gününe kadar süre tanı ki, ben, senin benim üstümde değer verdiğin insanın buna layık olmadığını göstermek için azami çabamı harcayayım. Onun nasıl nankör, şükretmeyen ve samimiyetsiz bir yaratık olduğunu sana kanıtlayacağım.

Yüce Allah’ın O’na süre tanıması ise, düşündüklerini yapabilmesi için bir fırsattı. Şeytan’ın arzusu aslında, Kendisine verilen Allah’ın yeryüzündeki vekilliğine uygun olmadığı hususunda insanı, zaaflarından faydalanarak kandırmaktı. Allah, O’nun bu isteğini kabul etti. Allah, Ademoğlunu saptırmak ve Sıratı-ı Müstakim’den uzaklaştırmak için istediklerini yapabilmek için Şeytan’ı serbest bıraktı. O’na, insanı saptırmak için düşündüğü her türlü hileyi yapma izni verildi. İnsanları batıl yola sevk etmek için O’na şu şartla bütün yollar aık olacaktı. “Gerçekte senin, kullarımın üstünde herhangi bir zorlayıcı gücün olmayacak.” (İsra, 65). Bu şu demektir: ‘Kötüyü iyi göstermek suretiyle onları hatalara düşürmek, geçici umutlarla aldatmak, boş arzu ve heveslerle kötü yollara davet etmek için, senin çeşitli girişimlerde bulunmana izin verilecektir. Fakat senin, ne onları kendi yolunu takip etmelerine zorlayıcı, ne de onları, Sırat-ı Müstakim’den alıkoyacak bir gücün olacaktır, yeter ki, onlar doğru yolu takip etme kararında olsunlar.’

 

Share
40 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • “Emanet…”

    23 Haziran 2017 YAZARLAR

    “Değerli Misafirler, Saygıdeğer Anne ve Babalar; Sizler tarif edilemez bir fedakarlığın, karşılıksız bir sevginin ve sonsuz Anadolu sıcaklığının timsalisiniz. Canınızdan kıymetli evlatlarınızı vatan borçlarını ödemeleri için, bizlere emanet ettiniz. Bizler de birer anne ve babayız. Bir evladın ne kadar zor yetiştirildiğini çok iyi biliyoruz. Ve bu yüzden nizamiyeden adım attıkları andan itibaren onlar, bizim de evladımız olmuşlardır. Bu yüce milletin hasletleri devam ettikçe, içinizde gönlünüzde, aklınızda rahat olsun. Çünkü bizler emanetlerini...
  • VE İNSAN EN ÇOK KENDİNİ KANDIRAN OLDU…

    23 Haziran 2017 YAZARLAR

    Ramazan ayının, ve dolayısıyla oruç günlerinin sonlarındayız...Rahman ve Rahim olan Allah oruçlarımızı kabul etsin inşallah...Umarım Ramazan sonrası da, orucun etkisi kalır üstümüzde,orucun rengi ile dolaşanlardan oluruz sokaklarda... Zira çoğumuz mevsimlik inançlar taşıyan kişiler olduk nedense, bizi bu hale kim getirdi ise, ve biz neden rıza gösterdiysek... Ele alalım, mesela cuma namazlarına koştururken "cuma gününün" Müslümanlar için ne ifade etmesi gerektiğini düşünmez olduk...Gittik kıldık namazı ve çıktık...Çoğumuz edilen vaazın, ok...
  • BİR GÜN MUSA VEYA İBRAHİM PEYGAMBER ÇIKIP GELSE…..

    22 Haziran 2017 YAZARLAR

    Daha önce de bu, buna benzer yazılar yazıldı, kaç kez ben de yazdım, farklı sözler ile...Çoğu zaman dendi soruldu "bir gün Peygamberimiz Muhammed çıkıp gelse" ve kapımızı vursa, ben geldim dese....Olmaz ya, varsay oldu...Buyur ya Muhammed, hoş geldin Ya Muhammed! diyerek kapısını açacak evimiz var mı? Elbette var herkesin bir evi akşam olduğu zaman, akşam olunca içine gireceği... Ama o evlerimiz, evlerimizin içi gerçekten bir Müslüman evine benziyor mu? Mesela girse ve sorsa televizyon için "bu nedir?" dese...Nasıl olacak cevabımız, o telev...
  • “Güllaç, Hurma ve Ramazan Pidesi…”

    21 Haziran 2017 YAZARLAR

    Ramazan pidesi, güllaç ve hurma… Bu üçü Ramazan Ayı denince akla gelen olmazsa olmazlardandır. Peki neden bu güzel üçleme yılın 12 ayı olmaz ki hayatımızda… İftarların vazgeçilmez üçlüsü, pek çok özelliğiyle vücudun dostu. Aslında bu gıdalar sadece Ramazan’da değil günlük beslenmede de tüketilmeli. Her zamanki gibi ölçüyü kaçırmadan tabii. Güllaç: Hafif ve sevilen bir tatlı olmasına rağmen Ramazan dışında pek aklımıza gelmez. Oysa yağ içermemesi ve bol sütlü olması, besin değeri açısından kıymetini artırır. İşte bu özellikleriyle ‘Ramazan’ın ...