logo

‘Hal’deki tedirginlik sürüyor

 

Antalya Toptancı Hal Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Nevzat Akcan, “2019 geçtiğimiz yıldan daha zorlu geçecek” dedi.

Bugünkü röportajımızın konuğu Toptancı Hal Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Nevzat Akcan oldu. Geçtiğimiz yıl kent genelinde tarım sektöründe yaşanılanları değerlendiren Başkan Akcan, bu yılla ilgili öngörülerde de bulunmayı ihmal etmedi. Akcan ile gerçekleştirdiğimiz röportajın detayları şu şekilde:

Geçtiğimiz yıl dövizde yaşanan artışın sektörünüz üzerine etkisi?
 2018 yılında diğer sektör temsilcilerinin çoğu döviz kurunda yaşanan artışı kendilerini olumsuz etkilediğini öne sürüyor; ancak tarım sektöründeki olumsuzlar zaten geçtiğimiz yıllardan süregelen sorunlardan oluşuyor. Çiftçilerimizin çoğu yılın ikinci yarısında baş gösteren dolar artışı öncesinde de bir ekonomik krizin içerisindeydi. Çiftçinin girdilerinin tamamı dolara endeksli ve söz konusu dönemde dolardaki aşırı yükselme üreticilerimizin tamamının mağdur olmasına neden oldu. Dönüm bazındaki üretim maliyetleri 4-5 katına yükseldi ve dolayısıyla çiftçimiz mevcut borçlarının üzerine yeni borçlar ekledi.

Tarımdan kaçış verilerinde artış söz konusu mu?
 Şu an için artık çiftçi üretimden kaçıyor ya da kaçmak zorunda kalabiliyor diyebiliriz. Zaten ilimizle ilgili geçtiğimiz yıla ilişkin yayımlanan verilerde de bu durumu en somut şeklinde görebiliriz. Antalya, maalesef Türkiye’de çiftçinin üretimden elini çektiği şehirler sıralamasında üst sıralarda yer alıyor. Doların artışıyla birlikte maliyetleri artan çiftçiler artık ekonomik olarak bir çıkmaza girdi. Sektör temsilcileri olarak bizler 3-4 yıldır tarım sektörü bir krize gidiyor diye bas bas bağırdık. Artan girdi maliyetleri nedeniyle üretimden bir kaçış söz konusu ve geçtiğimiz yıl dövizde yaşanılan artışın sıkıntıları bu yıl daha fazla olabilir endişesi yaşıyoruz. Aslına bakarsanız tüm sektörlerde topyekun bir ekonomik sıkıntı söz konusu.

Desteklemeler konusundaki düşünceleriniz?
 Tarım sektörünün ayakta kalması için, çiftçinin üretimden kaçmaması için mutlaka sektörün maddi desteklemelere ihtiyacı var. Destek bir yere kadar biliyoruz ve bu nedenle yerli ve milli üretim politikalarının da hızla hayata geçirilmesinde sektörün geleceği açısından büyük fayda görüyoruz. Şu an çiftçi emeğinin karşılığını alamıyor, bu olurken borç yükü de artan girdi maliyetleri nedeniyle günden güne artış gösteriyor. Bu durum karşısında çiftçi üretimi bırakıyor ve asgari ücretle bir işe girme derdine düşüyor.  Üreticilerimize yönelik açıklanan kredi desteklerinin sürekliliği olmalı. Ziraat Bankası tarafından belirten paketler bu işe mehlem olacaktır; fakat yaraların tamamen sarılması açısından sektörümüze yönelik desteklemelerin daha da güçlendirilmesi gerekir. Devletimizin destek paketlerini üretim yapan projelere yönlendirmesi çok önemli. Üretim olmazsa üretimin olmadığı diğer sektörlere yapılan ve kamuoyunun tepkisini çeken kredi paketleri ekonomimizin çöküşüne dahi neden olabilir.

‘Yeni Hal Yasası’ konusundaki değerlendirmeniz?
Bildiğiniz üzere ‘Yeni Hal Yasası’ açıklandığı günden bu yana birçok tartışmayı beraberinde getirdi. Bu tartışmaların en başındaysa tarımın can damarlarından birisi olan komisyonculuğun kaldırılması yer aldı. Sektör temsilcileri olarak üreticilerimizden çok büyük destek aldık ve bu desteği arkamıza alarak yasanın bu haliyle meclisten geçmemesi için ciddi bir mücadele içine girdik. Sağ olsunlar Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Menderes Türel bu konuda yanımızda oldular ve onların da desteğiyle komisyonculuğun kalkmayacağı konusunda bir söz aldık. Bu konuda emeği geçen tüm kişilere, kurumlara ve siyasi parti yetkililerine buradan tekrar teşekkür ediyorum. Şimdi biz sözü aldık; ama devletin tepesinden birisi çıkıp açıklama yaptığı zaman yine endişe içine düşüyoruz. Yani hala çiftçinin, komisyoncunun ve tüccarın tedirginliği geçmiş değil, haldeki tedirginlik sürüyor.

Yasayla ilgili endişeleriniz?
 Bizim asıl gayemiz ülke tarımının devam etmesi. Milli tarım politikalarının geliştirilmesi ve geliştirilen projelerle üreticinin ayakta kalması. Eğer yeni yasa çiftçimizi ayakta tutacaksa bizler zaten sektör dışında kalmayı kabul ediyoruz; ama biz çekirdekten, anadan-babadan bu yana bu işin içindeyiz. Komisyonculuğun kalkmasıyla sektörün daha iyi bir duruma geleceğini düşünenler maalesef bu konuda çok ağır bir yanılgı içindeler ve eğer verilen sözler tutulmaz da komisyonculuk kalkarsa çiftçi açıkta kalır, sektör bir boşluğa düşer. Bizler yeri geldiği zaman cebimizdeki son paramızı çiftçilerimizle paylaşıyoruz ve onları ayakta tutmak için ürün fiyatlarının belirlenmesi konusunda çok titiz davranıyoruz. Haller kapanır, komisyoncular kalkarsa ürün borsası kalkar, fiyatlar tekelleşir ve çiftçi oluşacak maddi kayıpları nedeniyle üretimi terk eder. Bizler bunun olmasına izin vermiyoruz. ‘Fiyatları komisyoncular attırıyor” diyorlar. Oysa bizim aldığımız komisyon oranları yasalarla belli, bizim bunların dışına çıkma gibi bir durum söz konusu değil, faturalarımız ortadayken bu söylemlere akıl-sır erdiremiyoruz.

Asgari ücretteki artışla ilgili neler söylersiniz?
Şu an ki ağır piyasa şartları içinde çiftçi, komisyoncu ve tüccar zorlu ekonomik koşullara rağmen faaliyetlerini sürdürme, istihdamını sağladığı insanları mağdur etmeme derdi içinde. Bugün çiftçi günlük eleman çalıştırıyor, komisyoncunun ve tüccarın yanında çalışan kişi sayısı belli ve artan girdi maliyetleriyle pazardaki olumsuzları göz önünde bulundurduğunuz zaman asgari ücretteki artış için pek de olumlu bahsetmemiz mümkün değil. Gönül ister ki yanımızda çalışan arkadaşlarımıza, kardeşlerimize daha yüksek ücretler ödeyelim, herkes çok rahat bir şekilde yaşayacağı paralar kazansın; ama asgari ücretteki artış şu an işletme sahiplerini, işverenleri kara kara düşündürüyor; çünkü insanlar yaptıkları hesaplarda bu işin içinden çıkamadıklarını söylüyorlar. Bu konuda devletimizin desteklerini arttırması lazım. İstihdam sağlayan insanlara vergiler konusunda yeni yaklaşımlar olmalı.

Üreticiye açıklanan destekler ulaşıyor mu?
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sektöre yönelik ciddi desteklemeler söz konusu oldu. Bakanlık tarafından ecrimisil, düşük fiyatlı gübre, pirim gibi önde gelen başlıklarda desteklemeler yapıldı. Açıklanan desteklemeler çok sevindirici; ancak söz konusu desteklemelere çiftçilerimizin tamamı ulaşamıyor. Düşük fiyatlar üzerinden gübre almak isteyen bir çiftçinin tarım kooperatiflerine üye olması gerekiyor. Desteklemelerden yararlanmak isteyenlerin ‘Çiftçi Kayıt Sistemi’nde yer alması gerekiyor. Bu şartları yerine getiremeyen çiftçi sayımız çok fazla sayıda bulunuyor ve bu çiftçilerimiz maalesef bu desteklerden mahrum kalıyor. Döviz düştü; fakat henüz girdilerde bir düşüş yok.

 

Bakanlık sektörün fikrini yeteri kadar alıyor mu?
 Devletimizin tüm kademelerinde olduğu gibi Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde de çok değerli bürokratlarımız var; ancak bazı uygulamalar hayata geçirilirken yahut yeni yasalar hazırlanırken bu insanlar maalesef sahanın nabzını tam olarak ilgili bakanlara aktaramıyorlar. Bu durumun sonucundaysa ortaya büyük tartışmalara neden olan, yerli ve milli üretimi bitirebilecek projeler çıkabiliyor. Bizim Sayın Bakanımızdan ricamız, tarımla ilgili konularda sadece bürokratların görüşüyle değil, sektör paydaşlarının da görüşünün alındığı çalışmalara imza atılması yönünde. Çiftçi, üretici ve komisyoncu görüşünün yeni projeler konusunda mutlaka görüşlerinin alınması lazım. Sadece akademik yaklaşımlarla bu sektöre yön vermek hata olur, bu nedenle sektörün ana unsurları olan çiftçi, komisyoncu ve tüccarın da yeni projeler oluşturulması konusunda dinlenmesi gerekiyor.


Rusya pazarıyla ilgili neler söylersiniz?
 Antalya için Rusya pazarının önemi çok büyük. Bildiğiniz üzere yaş sebze-meyve ihracatımızın neredeyse tamamı bu ülkeye yapılıyor. Rusya ile yaşadığımız uçak krizi sonrası iki ülke arasında ciddi bir siyasi kriz yaşandı ve bunun ülke ve kent ekonomimiz üzerinde olumsuz yansımaları oldu. Rusya, ülkemizden dolayısıyla kentimizden yaş meyve-sebze alımını durdurduğunu açıkladı. Bunun ardından yeni bir pazar arayışına girdik ve Ortadoğu’ya yöneldik; fakat burada da umduğumuzu bulamadık. Daha sonra Rusya ile siyasi kriz aşılmaya başlandı; ancak iki ülke arasındaki iş hacmi bir türlü eski seviyelere dönmedi. Hala Rus gümrüklerinde büyük sıkıntılar yaşıyoruz ve tırlar dolusu ürünümüz sudan sebeplerden ötürü geri dönüyor. Bunun sonucundaysa sektörün uğradığı maddi kayıp artmaya devam ediyor. Henüz Rusya ile yaşadığımız siyasi krizin tam olarak aşıldığını düşünmüyorum. Ruslar aynı sıkıntıları ihracat yapan diğer ülkelere yaşatmıyorlar.

Yeni pazar arayışları mevcut mu?
 Rusya pazarı bizim açımızdan çok önemli bir potansiyele sahip. Ruslarla yaşadığımız kriz sonrası Irak’a yöneldik. Buralara yaptığımız yaş sebze-meyve ihracatıyla Antalya tarımı ayakta durdu; fakat Ortadoğu pazarından elde edilen gelir, Rus pazarından elde edilen gelire oranla daha düşük seviyelerdeki bu da sektörün maddi sorunlarına ilaç olmuyor. Bu nedenle ürünlerimizin iyi değerlere ulaştığı yeni pazarların oluşturulması her zaman önemli. Özellikle Avrupa’ya girmemiz çok büyük bir önem sahip; fakat bu konuda mevcut şartların bize geçiş izni tanımayacağını düşünüyorum. bu nedenle var olan pazarlarımızın sürekliliğinin korunması çok önemli. Günübirlik gelişmelerden etkilenmeyen bir Rusya pazarı bize her zaman yeterli olacaktır; ama süreklilik buradaki en önemli esas olmalı.

Bu yılla ilgili öngörünüz?
 2018 sektörümüz adına zor bir yıl olarak kayıtlara geçti. 2019 yılında yana büyük beklentilerimiz yok.  Hayal kurmanın bir manası yok, görülen o ki; 2019 geçtiğimiz yıldan daha zorlu geçecek. Yeni yılda, ülke olarak üretime dayalı politikalar oluşturmak zorundayız ve üretim denilince akla ilk gelen tarım sektörü mutlaka tamamıyla gözden geçirilmeli. Sektöre can verenlerle sektörün sırtında yük olanlar kesinlikle ayırt edilmeli. Üreten bir ekonomi olmadığımız sürece önümüzdeki yıllara umutla bakmamız söz konusu olamaz.
Röportaj: Veli AKOĞLU
Fotoğraflar: Gonca ÖZTÜRK

Share
71 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ