logo

Doğan: “Karşı değiliz”

 

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Yönetim Kurulu Üyesi Cüneyt Doğan, “Komisyoncu kaldırıldığı zaman bazı şeyler havada kalır” dedi.
Hilal Gazetesi olarak kent tarımının nabzını tutmaya devam ediyoruz. Antalya Toptancı Hal Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Nevzat Akcan ile Antalya Tüccarlar ve Esnaflar Dayanışma Derneği Başkanı Adem Özaydın’ın ardından, sektördeki gelişmeleri bu kez de ATB Yönetim Kurulu Üyesi olan ve aynı zamanda çeyrek asırdır üretim, komisyonculuk ve ihracat ayaklarında varlık göstererek sektör içinde yer alan Cüneyt Doğan ile konuştuk. ATB Ekim Ayı Meclis Toplantısı’nda, “Bir şekilde komisyonculuk herhalde kalkacak ya da ismi değiştirilecek. Toptancı hallerinde komisyonculuk yapanlar var; ama kimse çocuğunu getirip de komisyoncu yapmaya çalışmıyor. Başka işlere insanlar kaymaya başladı. Belki de bu işi yapan son insanlarız. Zaman içerisinde kalkarsa zaten buna yapacak bir şeyimiz yok” şeklindeki açıklamasıyla gündeme damga vuran Doğan’ın sektörle ilgili sorularımıza verdiği cevaplar şu şekilde:
KOMİSYONCUNUN KESİNTİ ORANI NEDİR?
Halde tüccar olarak çalışanlar bulunduğu gibi komisyoncu olarak çalışanlar da var. Üretim bölgesi konumunda olan yerler genelde komisyoncu ağırlıklı çalışıyor. Komisyon usulü çalışan arkadaşlar toplamda yüzde 11.44 kesinti yapıyorlar. Bunun 3.44’ü devlete giden vergi, yüzde 8’i de komisyoncunun kesintisidir. Komisyoncular, bu kesintiden dükkan kirası, işçi ücretleri, elektrik vs. gibi giderlerini ödüyor. Yani brüt olarak yapılan yüzde 8’lik kesintiden komisyoncunun elinde kalan miktar yüzde4 ile 5 arasında seyrediyor. Bunda tahsilât sıkıntıları da var.
ARZ-TALEP DENGESİYLE İLGİLİ NE SÖYLERSİNİZ?
Komisyoncu elinden geldiği kadar çiftçinin malını değerlendirmeye çalışıyor; çünkü çiftçi ne kadar fazla para kazanırsa komisyoncu, komisyon üzerinden kazanç elde ettiği için o kadar fazla kazanacak. Komisyoncu eğer çiftçinin malını ucuz satarsa çiftçiyi elinden kaçırır. Bunu yaparken fahiş fiyatlar kesinlikle söz konusu değil. Fiyat belirlemede en büyük etken piyasanın şartlarıdır, arz-talep dengesidir. Gün gelir domatesi 1 liraya satarsınız, gün gelir 5 liraya satarsınız. Domates, salatalık, patlıcan, biber gibi ürünlerin fiyatlarının artması konusunda dolarla bir bağlantı yok. Geçtiğimiz günler domates fiyatları 5 lirayken salatalık 60 kuruştu. Şu an havaların soğumasıyla birlikte salatalık fiyatları da yukarı çıkmaya başladı. Domatesin de masrafı aynı, salatalığın da masrafı aynı.
DEPOCULARIN FİYATLAR ÜZERİNDE ETKİSİ SÖZ KONUSU MU?
Hamsi bugün 5 lira. 10 gün Karadeniz’de fırtına olsa ve tekneler balık avına çıkamasa bu balığın fiyatı 20 liraya yaklaşır. Bizim sektörümüzdeki fiyat olgusu da aynen buna benziyor. Hesapta olmayan fırtına, hastalık gibi etkenler ister istemez fiyatları arttırıyor. ATB Başkanı Ali Çandır’ın soğan açıklaması mesela. Bu bir tahmin, olabilir ya da olmayabilir. Soğan depolarındaki çürüme oranı yüzde 3’lerde olması gerekirken yüzde 40’ları aşmış. Herkes depocuları suçluyor. Bazı ürünler var, mesela nar. Narı Ekim ayının sonunda hasat etmezsen meyve ağacın başında çatlar. Elma ile ayva aynı şekilde. Bunları yıl boyunca halka sunmak isteyen arkadaşlar bu depoları kullanıyorlar. Bunu yaparken de bir önceki yılın tüketimini temel alarak yapıyorlar. Aynı şekilde elma bahçesi olan bir kişi de kendi ürününü depoya koyabiliyor. Bunu ürün sahibi normal fiyata piyasaya sürebileceği gibi az ya da çok yüksek fiyata da pazara sunabiliyor.
ÜRETİM PLANLAMASIYLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİNİZ?
Bu yıl domateste yaşanılan fiyat artışının ilk sebebi, geçtiğimiz yıl üretilen ürünün para etmemesi nedeniyle üreticinin bu üründen vazgeçmesi. Bu nedenin üzerine bir de tuta zararlısı eklenince domates fiyatları aşırı yükseldi. Eğer üretici para kazanmazsa önümüzdeki yıl ekim yapmıyor; üretici para kazandıysa bu sefer tüm üreticiler o ürüne yükleniyor. Bu yıl, soğan-patates ikilisi çok yüksek rakamlara ulaştı. Önümüzdeki yılın aynı döneminde, bu ürünlerin fiyatı muhtemel düşük olacaktır; çünkü üretici para ediyor diye bu ürüne yönelecektir. Üretim planlamamız yok; çünkü biz de maliyet hesabı yok. Soğanı, patatesi yetiştirirken maliyet hesabını bilemiyoruz. Ya nasip deyip ekiyorsun, çıktığında maliyetinin altına da satabiliyorsun, maliyetinin 3 katına da satabiliyorsun. Biliyoruz ki kolay bir iş değil; fakat devletin bu konuda mutlaka bir planlama ortaya koyması gerekiyor.
YERLİ-YABANCI TOHUM KONUSUNDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ?
Doların yükselmesiyle birlikte fide fiyatlarında 20 ile 40 kuruş arasında artışlar yaşandı. Tarımda millileşme süreci bence bir an önce başlamalı. Tohum konusunda çok kötü değiliz; ilimiz genelinde de ülkemiz genelinde de çok iyi tohumları pazara sunan firmalarımız var. Bazı ürünlerin tohumları konusunda dışa bağımlılığımız devam ediyor; lakin bunları da çözeceğimizden eminim. Tamamen yerli tohuma da tam destek vermiyorum; çünkü sadece yerli tohumun piyasada yer alması rekabeti yok eder. Rekabet olmazsa yerli tohum firmalarımız maalesef kendilerini geliştirmek için çalışma gerçekleştirmez. Bu nedenle yabancılar da tohum piyasası içerisinde yer almalı diye düşünüyorum.

‘SOĞUK ZİNCİRİ’ NASIL YORUMLARSINIZ?
Soğuk zinciri aslında bakarsanız hiç bozulmaması gereken bir konu. Bana göre şu an asıl kayıp taşımacılık alanında değil, market raflarında yaşanıyor. Market raflarındaki ürünlerde yüzde 10 ile yüzde 20 arasında kayıp veriliyor. Domatesi temel alırsak, bu ürünü İstanbul’a soğuk zincirle götürdük diyelim; ama ürünün satılacağı noktaların hepsi soğutuculu değil. Bu nedenle bu kayıplar kaçınılmaz oluyor. Frigofirik kasa, sebze-meyve taşımacılığı içerisinde yer alırsa mutlaka maliyetlerde bir artış yaşanacaktır ve bu da ister istemez vatandaşa yansıyacaktır. Ayrıca açık kasa araca yüklediğimiz ürünü, frigofirik kasaya yüklememiz söz konusu değil ve bu da daha çok araç kullanılması anlamına geldiği için bu da maliyetleri arttıracaktır.
YAP-İŞLET-DEVRET MODELİ?
Bu modeli kimin yönettiği çok önemli bir husus. Yap-İşlet-Devret Modeli ile şu an Türkiye’de birçok örnek mevcut durumda bulunuyor. Esnafın yönettiği haller var ve bunlarla kıyaslamak lazım. Bir şirkete verildiğinde, o şirket vicdansız bir şekilde kira ve diğer benzeri masrafları belirlerse esnaf zor durumda kalabilir. Makul bir durumda olursa belediyenin işleyişinden daha güzel bir hal kompleksi de oluşabilir. Ücretsiz kullanılan lavaboların çok kirli olduğunu görünce birçoğumuz keşke 1 lira olsa da temiz olsa der. Bu açıdan baktığınız da özel bazen işe yarar gibi görünüyor.
YENİ MODELLERLE İLGİLİ FİKİRLERİNİZ?
Kooperatifleşmeye, üretici birliğine ya da çiftçiler anonim şirketi vs. adı ne olursa olsun bunlara karşı değiliz. Bu saatten sonra son nesilim diyorum. Kimse kendi çocuğunun komisyoncu olmasını istemiyor. Geçen ATB Meclisi’nde yaptığım bu açıklamanın ardından sosyal medyadan bana İstanbul’da komisyonculuk yapan bir meslektaşımızın oğlu ulaştı. ‘Ağabey ben KPSS’ye hazırlanıyorum, memur olacağım’ dedi. Bana göre üzücü bir durum; çünkü tüccar bir adamın oğlu tüccar olmalı, tüccarlığa devam etmeli. Komisyoncu kaldırıldığı zaman bazı şeyler havada kalır. Onun için yanında devam etmeli, çiftçimiz zaten çok akıllı ve nereden daha çok kar yaparsa onunla devam eder. Çiftçinin hakları kanunlarla güvence altına alınmış durumda ve çiftçi ürününü istediği yere satmakta serbest.
Veli AKOĞLU

Share
535 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ