logo

istanbul escort

porno izle

porno indir

“Çocuklar için haksızlıktır”

 

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “66, 67, 68 aylık çocuklar, okul öncesi eğitim kurumu aday kaydına alınır ancak veli isteğiyle ilkokula 1 yıl erken başlayabilir” açıklaması yeni tartışmaların da fitilini ateşledi. Bu haftaki söyleşimizin konuğu olan Psikiyatrist Çığıl Fettahoğlu’ da konuya dair açıklamalarda bulundu.

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Çığıl Fettahoğlu. 1993′de Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 1994-1999 yılları arasında aynı üniversitenin Psikiyatri Anabilim Dalında Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimimi tamamladım. Ekim 1999′da Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Bilim Dalında çalışmaya başladım.2013 yılında Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanlığı görevine getirildim ve öğretim üyeliği görevinden ayrıldığım Haziran 2014 tarihine kadar bu görevi sürdürdüm. Halen özel muayenehanemde çalışmaktayım. Akademik ve klinik Psikiyatri alanındaki mesleki hayatımda ağırlıklı olarak çocuklar, ergenler ve ebeveynlerle çalıştım.

Çocuklarda ve ergenlerde en kritik yaş aralığı nedir?

Doğumdan ergenliğin sonuna dek insanoğlu fiziksel, zihinsel, ruhsal, sosyal alanlarda sürekli gelişir, değişir ve olgunlaşır. Erişkinlik döneminde de insanlar gelişmeye ve değişmeye devam eder ama bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemlerindeki kadar hızlı ve belirgin olmaz bu ilerlemeler. Genel olarak 3-6 yaş ve ergenlik dönemlerinin çocuklar için olumsuz yaşam olaylarının etkileri açısından daha riskli olduğu düşünülmektedir.

Yaşamı boyunca her gelişim döneminde insanoğlu farklı bir görevin üstesinden gelmek zorundadır. Bu nedenle her gelişim döneminin kendine özgü özellikleri ve olası riskli yönleri vardır. Örneğin 0-1 yaş arası bebeklerin anneyle bağlanma ilişkilerinin kurulduğu yaşlardır ve bu dönemde kurulan güvenli bağlanma bireyin temel güven duygusunun ve daha sonraki yaşamında kuracağı ilişkilerin temelini oluşturur. 3-6 yaşları arasında çocuklar motor becerileri konusunda iyice ustalaşmışlardır. Yeni ilgi alanları oluşmaya başlar. Geçmiş dönemlerinde kazandığı güven ve özerklik duyguları oranında çevreyi keşfeder ve çevre üzerinde denetim kurar. Bu dönemde her şeye karşı sonsuz bir sorgulama ve öğrenme eğilimi sergiler. Etrafta olanlara karşı merakları giricilik olarak tanımlanabilir. 6-12 yaşlarında okul dönemi geldiğinde sosyalleşme önem kazanmaya başlar. Ebeveynlerle yapılan özdeşime ek olarak başka insanlar önem kazanır. Okul gibi toplumsal kurumlarla karşılaşma ebeveynlerin aktardığı değerler ve kuralların yanı sıra çocuğun da etkin olarak anladığı benimsediği değerler ve yargıların oluşmasını sağlar. Ergenlik dönemi ise inanılmaz bir dönemdir. Gencin bu dönemde hızla değişen bedene uyum sağlama, ebeveynlerinden ayrılarak ayrı bir birey olma, cinsel, toplumsal ve mesleki anlamda kimliğini arama, toplumun onayladığı değerlere uygun varsayımlar geliştirme ve meslek seçimi gibi oldukça güç görevlerin üstesinden gelmesi gerekir.

Bu dönemde aileye ne gibi görevler düşer?

Çocuklar her şeyden önce karşılıksız, koşulsuz sevilmeli ve korunmalıdırlar. Ayrıca çocukların küçük erişkinler olmadığı asla unutulmamalıdır. Ergenler de dahil olmak üzere çocuklar bizim gibi düşünmezler. Onların ancak içinde bulundukları gelişim döneminin elverdiği ölçüde anlama, yargılama, davranışlarını ve duygularını kontrol etme becerilerine sahip oldukları unutulmamalıdır. Çocuklara tutarlı, sürekli ve net geri bildirimlerin verilmesi gerekir. Özellikle küçük yaşlarda çocukların dil gelişimleri, dikkat süreleri henüz bizler kadar iyi değil. O nedenle uzun uzun açıklamalar yaparak onların bazı kuralları öğrenmelerini beklemek doğru değil. Bu yaş gruplarında kısa ve net bir açıklama ile birlikte davranışsal geri bildirimlerde bulunmak daha uygundur.

Bazı yaş dönemleriyse ebeveynler için oldukça zorlayıcıdır. Örneğin 2 yaş civarında çocuklar oldukça inatçı, ters, tutturucudurlar. Bu dönem tuvalet eğitiminin ve “dur, yapma, elleme” gibi engellemelerinde çocuğun hayatına girdiği dönemdir. Ebeveynler öncelikle bu dönemin geçeceğini unutmamalıdırlar. Bu dönemde çocukla inatlaşılmamalı, yapabileceği şeylere izin verilmeli ancak her istekleri yapılmamalıdır. Burada dikkatlerinin kolay dağılmasından faydalanabilirler. Ayrıca tehlikelerden korunmalılar. 3-4 yaş grubunda cıvıl cıvıl, canlı, hareketli olan çocuklara ebeveynlerin sınır ve kuralları öğretirken yapabileceği şeyleri yapmalarına izin vermek, merak ve sorgulamalarını desteklemek, merak ettiklerini açıklarken yaşlarına uygun açıklamalarda bulunmaya dikkat etmek önemlidir. Aksi taktirde bu yaş grubunun kafaları karışır ve gereksiz korkuları ortaya çıkabilir. Ergenlikse hem ebeveynler hem de gençler için kafa karıştırıcı ve dalgalı bir süreç olmakla birlikte olağanüstü değişimlerin olduğu bir yaşam dönemidir. Kendi bakıma muhtaç bir bireyden kendi bakım verebilecek becerilere sahip bir bireyin doğumuna şahit oluruz bu dönemde. Öncelikle ergene saygı duymak ve bunu onlara göstermek, onu dinlemek (sonuna kadar), uygun durumlarda kendiyle ilgili kararlar vermesini desteklemek ve izin vermek, eskisi kadar karışmamak, sonunda izin vereceğimiz bir şey için başta savaşmamak bu dönemin göreli sakin geçmesinde yararlı olacaktır.

Aileler çocuklarıyla ilgili ne gibi şikayetlerle size başvuruyor?

Küçük yaşlarda korkular, konuşma gecikmesi, hareketlilik gibi yakınmalar sık görülürken daha büyük yaşlarda okul sorunları, akran sorunları, sorumluluklarını yerine getirmeme, söz dinlememe gibi şikayetlerle başvuruyorlar. Son yıllarda özellikle okula başlamayla birlikte dikkat eksikliği, ders çalışmayı sevmeme, sorumluluklarını almama, bilgisayar başında uzun zaman harcama gibi yakınmalar başı çekmeye başladı.

Ailelerin çocuklarını ilgi odağı haline getirmeleri ve çocuğum her alanda başarılı olsun anlayışı çocukların üzerinde ne gibi etkiler yaratıyor? Bu anlayış çocukta ters tepki yaratıyor mu?

Çocuklar tabii ki ilgi odağı olmalılar ama temelde bu ilgiyi başardıkları şeylerle değil varoluşlarıyla elde ettiklerini görmeliler. Bir başka değişle “Seni sevmem, önemsemem için çok güzel olman, sınavda ful yapman, yüzmede birinci olman, piyano resitali vermen vs. gerekli değil; ben seni, sen olduğun için seviyorum ve ilgileniyorum” mesajını davranış ve tutumlarıyla göstermeliler. Aksi takdirde çocuk anne- babası tarafından sevilmek için çok başarılı, güzel vb. olması gerektiğini düşünür. Başarılı veya güzel olmasıyla ilgili en küçük bir risk bile çocukta şiddetli kaygı oluşturur. Bir miktar kaygı tabii ki çalışmak için motive edicidir ancak en küçük hatayı bile sorgulayan, eleştiren, çocuğun sınav sonuçlarını kıyaslayan, bir soru yanlış yaptığında daha çok çalışmalısın, sınıfta kaçıncı oldun diyen bir tutum karşısında doğaldır ki çocuğun kaygı düzeyi çok artacak ve sonuçta performansı da olumsuz olarak etkilenecektir. Çocukları o kurstan bu kursa taşımanın bence bir diğer olumsuz sonucu da çocuğun akranlarıyla beraber olacağı ve serbestçe oyun oynayacağı zamanın kalmamasıdır. Oysa oyun oynayarak çocuk fiziksel becerilerinin yanı sıra sosyal problem çözme, iletişim gibi becerileri geliştirir. Oyun çocuk için hayatı yeniden, yeniden kurgulayabileceği ve deneysel olarak yaşayabileceği bağımsız bir sahnedir. Bu arada bahsettiğim oyun tabii ki ekran karşısında oynanan oyunlar değil. Bilgisayar oyunlarının bir çocuğa verdikleri aldıklarının kat kat üstündedir.

Geçtiğimiz günlerde açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk 66 aylık çocukların veli izni ile okula bir yıl erken başlayabileceklerini söyledi. 66 ay çocuk için erken mi?

Dünyanın pek çok ülkesinde ilkokula başlama yaşı 6 yaş-72 aydır. Okula başlama yaşı açısından dünyadaki ülkeler incelendiğinde çocukların bir ülkede dört, 19 ülkede beş, 119 ülkede 6, 47 ülkede 7 ve bir ülkede 8 yaşında ilkokula başladığı bilinmektedir. Dünya çocuklarının %95’i ise 6 yaş ve üzerinde ilkokula başlamaktadır Çocukların okul için gerekli becerileri; fiziksel, duygusal, zihinsel ve dil gelişimi gibi alanlarda yerine getirebilmesi için bulundukları yaş önem taşır. Pek çok araştırma bilişsel, duygusal, fiziksel ve sosyal olarak okula hazır olan çocukların okul yaşamlarında daha başarılı olduklarını, hazır olmadan okula başlayan çocukların ise daha başarısız olduklarını ve ileride okulu bırakma eğilimlerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Bir başka araştırmada da okula erken başlamanın çocukların zihinsel gelişimleri üzerinde fark yaratmadığı, ancak ilerleyen yaşlarda bu çocukların öğrenmede ısrarcı olmadıkları, daha hırçın ve değişikliklere daha zor adapte oldukları saptanmıştır. Okul sadece bilişsel gelişim için değil sosyal ve ruhsal gelişim için de önemli olduğundan, çocukların henüz bilişsel olarak hazır olmadıkları okul ortamına katılmaları onların akademik ve ruhsal gelişimlerini kısa ve uzun dönemde etkileyebilir.

Çocuklar; zihinsel, sosyal ve duygusal bakımdan hazır olmadan okula başladıklarında çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Hazır bulunuşlukla ilgili bu sorunlar, takvim yaşı küçük olan öğrencilerin derslerde dikkatlerini koruyamamaları, algılama sorunları yaşamaları, küçük yaştaki çocukların fiziksel yetersizlikleri sonucu okul içi kazalarda yaşanan artışlar, aileden ayrılmada yaşanan zorluklar, hijyen kurallarına dikkat edememeleri şeklinde sıralanabilir. Okula başlama gibi bir stres etkeni okul olgunluğuna ulaşmamış çocuklarda psikososyal belirtilere; özellikle gece yatak ıslatma, tırnak yeme, parmak emme, kekeleme, uyku ve iştah sorunlarına yol açabilir. Aynı zamanda depresyon, uyum güçlükleri, sosyal fobi, kaygı bozuklukları gibi psikiyatrik problemlere de neden olabilir.

1983 yılında yapılan yasa ile 1983-1984 yılı Eylül ayında 5 yaşını (60 Ay) doldurmuş 6 yaşına girmiş çocuklar 1. sınıfa kaydedilmişti. O dönemde de bu uygulama, yeterli hazırlık yapılmadan uygulanmaya konmuştu. İlköğretim programları, materyaller, öğretmen eğitimi, destek faaliyetler vb. gerekli planlamalar yapılmadığı için uygulamada sıkıntılar yaşanmış sonra yasa ve uygulama eski haline dönmüştü. 2012 yılında benzer bir uygulama yeniden uygulamaya girdi. Önce 60-66 aylık çocukların okula başlaması zorunlu hale geldi. 2012 Eylül ayı itibariyle 60 aydan büyük çocukların okula başlamasıyla birlikte alt yapının, öğretmenlerin, çocukların hazır olmaması nedeniyle daha sonraki dönemde 69 aydan daha küçük çocukların okula rapor alarak başlamayabilecekleri şeklinde bir uygulamaya geçildi. 2012 yılındaki değişikliklerden sonra ülkemizde konu ile ilgili pek çok bilimsel çalışma yapıldı.  Okula erken başlayan öğrenciler (60-66 ay) ile diğer öğrenciler (66-78 ay) arasında iki yaşa kadar fark oluşabildiği ve bu yaş dönemlerinde bunun boy ve kilo farkı gibi önemli fiziksel farklılıklara sebep olabildiği gözlendi. Bu çocuklarda dikkatsizlik, hareketlilik, yönergeleri izleyememe gibi gelişimsel ve bilişsel problemler ile arkadaş edinememe gibi sosyal ilişki sorunlarının yanı sıra, akademik alanlara ilgisizlik nedeniyle ortaya çıkan huzursuzluk, kaygı ve utangaçlık gibi duygusal sorunları beş yaş grubunun daha fazla yaşadığı saptanmıştır.

1983 ve 2012 yıllarında çocukları 5 yaşında ilkokula başlatma yeterli planlama, hazırlık ve pilot uygulamalar yapılmadan uygulamaya konulduğu için pek de umulduğu gibi olumlu sonuçlanmamıştır. Şimdi 66 aylık çocukların yeniden 1. sınıfa aile isteğiyle de olsa başlatılması fikri bu yaş grubu çocuklar için haksızlıktır. 60 ayda sorunlar çıkıyor çocuk 6 ay büyünce sorunlar azalacaktır denilebilir ancak unutulmamalıdır ki 66 aylık çocuğun içinde olacağı sınıfta kendinden yaklaşık olara 1-1,5 yaş büyük çocuklar olacaktır.  Çocukları 66 ay da ilkokula başlatmak yerine okul öncesi eğitimini düzenlemek ve yurt genelinde yaygınlaştırmak hem çocuklar hem de öğretmenler açısından daha olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Daha önce de “7 çok geç” adı altında bir kampanya yürütülmüştü. Çocukların okula başlama yaşının giderek düşmesi onların çocukluklarını yaşamasının önünde bir engel mi? okul öncesi eğitimden yararlanmada en uygun yaş nedir?

Yurtiçi ve yurtdışında yapılan araştırmalara göre, okul öncesi eğitim almış çocuklar, bu eğitimi almayan akranlarına göre hem ilköğretime daha iyi uyum sağlarlar hem de üst öğrenim basamaklarında daha başarılı olmaktadırlar. Araştırma bulguları 60-72 ay aralığındaki çocukların ilkokula değil, okul-öncesi eğitime devam etmelerinin daha uygun olduğuna işaret etmektedir. Ülkemizde ilkokula başlama yaşı konusunda uzun zamandır yap boz şeklinde değişiklikler yapılmasına rağmen son olarak 2012 yılındaki değişiklikler dahil olmak üzere okul öncesi eğitime yönelik herhangi bir zorunluluk ya da düzenleme getirilmemiştir. Oysa okul öncesi eğitim, çocukların ilkokula geçişini kolaylaştıran, ilkokul için gerekli becerilerin gelişimine katkı sağlayan bir süreçtir.

Mavi balina ve Momo isimli oyunlar çocuklar için tehlike arz ediyor. Aileler çocuklarını bu tarz oyunlardan nasıl koruyabilir?

Bu konudaki koruma, erken yaşlardan itibaren çocukların eline ekranı vermemek ve gerçek yaşamda akranlarıyla birlikte serbestçe oyun oynayabilecekleri ortamları yaratmak ile sağlanabilir. Çocukların sadece akademik başarılarına değil akran ilişkileri de önemlidir. Online oyunlara fazla zaman harcayan çocukların akran ilişkilerinde sorunları olan çocuklar olduğu ileri sürülmektedir. Ebeveynlerin başta küçük çocuklar olmak üzere ekran karşısında geçirilen süreyi aktif olarak kontrol etmeleri, çocuklarının hangi oyunları oynadıkları, hangi web sitelerine girdiklerini etkin bir şekilde kontrol etmeleri önerilir. Ayrıca internet hizmetinde aile korumasını kullanabilirler. Çocukları sosyal medya uygulamaları da dahil olmak üzere etkin bir şekilde koruyabilmenin en etkili yöntemi belki de daha en başında çocukları ekrandan uzak tutmak olacaktır.

RÖPORTAJ: CEYLAN YAŞAR

Share
#

SENDE YORUM YAZ

escort bursa escort mersin